Takip Edin

Bilim

DİSKALKULİ MATEMATİK ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ

Yayınlanma tarihi

-

OKUMA ZAMANI: 5 dakika

 

Diskalkuli matematik öğrenme güçlüğü nedir, tüm ayrıntılarıyla bu yazımızda öğreneceksiniz.

Matematik öğrenmekte güçlük çeken ya da matematikten şikayet eden birçok insan tanırız. Aslına bakarsanız literatüre göre çevrenizdekilerin yaklaşık %25’inin -tabii ki matematikçilerle yaşamıyorsanız- matematik öğrenmekte güçlük çeken ya da matematiğe karşı olumsuz tutum geliştirmiş bireylerden oluştuğunu söyleyebiliriz.

Genelde matematik öğrenmekteki zorluğun temelinde öğretmenin veya okulun yetersizliği, ailenin ilgisizliği, yeterli kaynağa ulaşamama ya da farklı önceliklerin öne çıkması olduğunu düşünürüz. Peki, temel matematiksel hesaplamalarda, işlemlerde ve problem çözmede zorluk çekmek, sadece bu değişkenlere mi bağlı yoksa genetik faktörlere veya nörolojik farklılıklara da bağlı olabilir mi?

 

“Kelime Körlüğü”

Özgül öğrenme bozukluğu, öğrenme güçlüğü veya genel olarak bilinen adıyla disleksinin, uzun yıllardır derinlemesine araştırma yapılan bir alan olmadığını söyleyebiliriz. Bilimsel anlamda oldukça yeni sayılabilecek yaklaşık 140 yıllık araştırma tarihi, 1870’li yıllarda Almanya’da göz doktoru Rudolf Berlin ile başladı. Rudolf, bazı yetişkin hastalarının anlaşılmayan bir şekilde yazılı metinleri okumada zorluklar çektiğini fark etti. Farklı hastaların görme ile ilgili ciddi bir sorunları olmamasına rağmen benzer zorluklar çekmesi şaşırtıcıydı. Çalışmalarını biraz derinleştirince, bu olayın olsa olsa beyinde fiziksel bir farklılıktan kaynaklanabileceğini iddia edebilecek düzeye geldi.

Rudolf’un, hastalarındaki durumu anlatmak için kullandığı “kelimelerde zorluk çekme” ifadesi, kendisinden bile daha ünlü oldu ve her kesimden insanın bir anda dikkatini çekti. Rudolf, kendisinin de hayran olduğu ünlü göz doktoru Adolph Kussmaul ile bu tecrübesini paylaştı ve Kussmaul bu alana ve bu yeni probleme çok ilgi duydu.

Birlikte çalışarak 1877 yılında yeni bir tanım ürettiler:“kelime körlüğü”

Kelime körlüğü, yetişkin bireylerde bir çeşit göz kusuru veya beyinde algılama ile ilgili bir hastalık olarak düşünüldü. Çalışmaların Almanya’da o dönem için bundan daha ötesine gitmediğini söyleyebiliriz. Bu durumun ardından, Alman ikilinin çalışmalarını çok daha genişleten ve çocukluktan itibaren inceleyen bir grup bilim insanı İngiltere’de ortaya çıktı.

William Morgan ve ekibi, durumun yetişkinlere özgü olmadığını, çocukluktan itibaren gözlemlenebildiğini ama akademik başarısızlık ile karıştırıldığını belirterek, günümüz disleksi çalışmalarının temelini 1890’lı yıllarda yaptıkları incelemelerle oluşturmayı başardılar.

Aslında çok daha derin düşünerek, doğum sonrası hatta belki doğumdan önce genetik olarak açıklanabilecek bir durum olduğunu düşündüler. Morgan ve ekibinin yaptığı çalışmalar ve aldığı notlar, disleksi alanında mihenk taşı olarak görülmektedir.

Diskalkuli matematik öğrenme güçlüğü, beyin hasarı, zekâ geriliği ya da zihinsel yetersizlikle çok sık karıştırılması hatta uzun yıllar bu çerçevede değerlendirilmesinin 20.yy ortalarına kadar bu alanın gelişmesinde kısmen bir engel oluşturdu dersek yanlış olmaz. 1950’li yıllarda beyin hasarı ve nörolojik bozukluk olarak düşünülen öğrenme güçlüğü, Kirk’ün 1960’lı yıllarda başarılı tanımı ile zihinsel yetersizlik, kültürel neden ya da serebral farklılıktan kaynaklanmadığı çerçevesinde düşünülerek, kısmen sağlam bir zemine oturtulmuş olduğu söylenebilir. Günümüzde öğrenme güçlüğü olan bireyin zekasının normal veya normal üstü olduğunu artık biliyoruz.

Disleksi, Disgrafi ve Diskalkuli

Disleksisi olan bireylerin, harfleri (b-d, m-n vb.) ve kelimeleri (çok-koç, ev-ve v.b) karıştırdığını. Uzun cümleleri okumakta zorluk çektiğini, satır atladıklarını, heceleme sorunları çektiklerini ve heceleme ile kelime birleştirmeyi zorlukla gerçekleştirdiklerini ve bunların sonucu olarak metinleri anlamakta sıkıntılar yaşadıklarını söyleyebiliriz. Bireylerin algılarındaki bu zorlukların, disleksi alanında yapılan çalışmalar derinleştikçe başka boyutlara da sahip olduğu görülmeye başlandı.

Psikiyatrik tanılamada kullanılan kriterler kitabı olarak değerlendirilen DSM V’e göre, öğrenme güçlüğü bir nörogelişimsel bozukluk ve üç türden oluşuyor: Disleksi (okuma güçlüğü), Disgrafi (yazma güçlüğü), Diskalkuli (matematik( öğrenme) güçlüğü).

 

Diskalkuli, tıpkı disleksi gibi, kelime değil “sayı körlüğü” olarak tanımlanabiliyor

DSM V’te; sayı algısı, sayı gerçekleri ya da hesaplamada güçlükler sayılar ve hesaplamalar arasında kaybolma ve işlemleri değiştirme, sayısal akıl yürütme güçlükleri olarak yer almakta.

Matematik öğrenme güçlüğü yerine aslında bireyin aritmetik ile ilgili ciddi sorunları olduğunu söylemenin daha doğru bir tanımlama olduğunu düşünüyorum. Zira, “calculare” latince hesaplamak demek, doğal olarak türetilen diskalkuli kelimesi bireyin matematiksel hesaplamalarda zorlukları olduğunu yani zeka, akıl yürütme, uzamsal düşünme gibi farklı becerilerde bir sorunu olmadığını gösteriyor.

Bu anlamda tekrar belirtmek gerekirse matematik yapmak sadece hesaplama yapmak olmadığından ve özgül öğrenme güçlüğü olan bireylerin çok başarılı olduğu matematiksel düşünme alanları olması mümkün. Makine mühendisi, bilgisayar mühendisi vb. matematiksel düşünme gerektiren birçok iş yapan ve disleksisi bulunan kişiler var.

 

Sayılarla uğraşırken beyinde neler oluyor?

Diskalkuli matematik öğrenme güçlüğü bulunan ve matematiksel temel işlemleri zorlukla gerçekleştiren ve çoğunlukla yapamayan bireyler üzerine gerçekleştirilen çalışmalar. Geri doğru saymada zorluk, yaklaşık değer ve tahminlerde güçlük, işlemlerde strateji kullanmak yerine saymaya çalışma, oldukça yavaş hesaplama. Basamak değerini anlamakta zorlanma gibi güçlükler yaşadıklarını gösteriyor.

Belirtmek gerek, işlem yapmakta zorlanmanız sizin diskalkulik olduğunuzu göstermiyor. Çünkü bu işlem yapamama durumunda öğretimi gerçekleşse bile başaramama, sayı hissinde zayıflık, strateji geliştirme sorunları gibi farklı durumların sürekli gerçekleşmesinden bahsediyoruz.

Diskalkulisi olan bireylerin beyin tarama yöntemi kullanılan çalışmalar ile sayıların beyinde nasıl işlendiğine yönelik keşiflere büyük faydaları olduğunu da belirtmek gerek.

Başka bir deyişle, diskalkulisi bulunan bireylerle yapılan beyin çalışmaları sayesinde, sayı sistemleri ve işlemlerin beynimizde hangi kısımlarında daha aktif olarak çalıştığını bilebiliyoruz.

Bu konuda en iyi çalışmalardan birini gerçekleştiren McCloskey ve Caramazza, beyinde sayıların işleme alınması ve süreçleri ile ilgili olarak, diskalkulisi bulunan bireyleri beyinlerinde oluşan farklılığı tespit etmek için mercek altına aldılar.

Diskalkulinin bireylerde farklı özelliklerle seyrettiğini ve hafif, orta ve ağır düzey olmak üzere dereceleri olduğunu da belirtelim.

Bu anlamda gerçekleştirilen çalışma, ağır düzey olan bireyler tek basamaklı işlemler. Söylenen sayıyı yazma veya verilen sayıyı okuma gibi en temel işlemlerde bile zorlandıklarını ortaya çıkardı. Örneğin diskalkulisi ağır seyir eden bir bireyin, “Beş bin on yedi” olarak sözlü verilen bir sayıyı 500017 olarak yazdığı ya da “40” sayısını elli olarak okuduğu ve bunu sürekli yaptığı görülüyor.

Morgan’ın çalışma notlarından: “İyi bir çevrede yetişmiş, 14 yaşında ve ailenin en büyük çocuğu. Zeki bir çocuk olarak biliniyor ve gerçekten öyle, oyunlarda oldukça hızlı, akranlarından ayrı görülebilecek hiçbir davranış göstermiyor. Bir durum hariç. Şimdiye kadar en büyük zorluğu – hatta şimdide de okumayı becerememesi. Bu becerinin böylesi bir çocukta gelişmemesi çok ilginç bir gözlem ve artık kuşkum yok doğuştan gelen bir farklılık olmalı…”

 

Diskalkuli ile ilgili yapılan çalışmalar

Brian Butterworth, diskalkuli konusunda çalışmalar gerçekleştiren bir bilim insanı. Butterworth, beynin bir fonksiyonundaki bozukluktan ziyade bireylerde sayı hissinin çok zayıf olmasının diskalkuliye neden olduğunu. Bireylerde sayı hissinin geliştirilmesine yönelik etkinliklerin, diskalkuli belirtilerini azaltacağını düşünüyor. Tabi ki bu çalışmaların normal gelişim gösteren bireylere göre oldukça fazla olması gerekiyor. Sayı hissi ve diskalkuli konusunda çalışmalar gerçekleştiren biri olarak, iki alanın birbiri ile bu kadar yakın ilişkide bulunması bize matematiksel bir zihnimizin olduğunun başka bir kanıtı gibi. Bu konuda sayı hissi ve diskalkuli çalışmaları, öğrenmemizin ve beyin araştırmalarının önemli bir parçası.

 

Diskalkuli matematik öğrenme güçlüğü

 

Dinkell ve arkadaşlarının yaptığı çalışmada sol tarafta sembolik olmayan sayı karşılaştırma, sağ tarafta sembolik olmayan hesaplama yapma sırasında beyin aktivitelerini görüyorsunuz. A satırı normal gelişim gösteren birey, B satırı diskalkulisi bulunan birey ve C satırı iki birey arasında aktivasyon farkları.  Kırmızı: Güvenilir aktivasyonlar; şeffaf kırmızı: güvenilirliği düşük aktivasyonlar; Mavi: devre dışı kalan aktivastonlar.

Yapılan araştırmaların birçoğunda, diskalkulisi bulunan bireylerin sayılar ve işlemlerle yeterli başarıyı sağlayamadıklarından, günlük yaşamlarını idare edebilmek için yöntemler geliştirdiklerini söyleyebiliriz. Fakat bu durumun onlarda psikolojik bir doğal sonuç olarak matematiğe karşı ciddi düzeyde olumsuz tutum geliştirdiğini belirtmeden geçmeyelim.

Diskalkuli ile ilgili gerçekleştirilen beyin tarama araştırmaları da normal gelişim gösteren bireylere göre farklılıklar bulunduğunu gösteriyor. Bu durum da sayıların beynimizde özel bir yeri ve anlamı olduğunun başka bir kanıtı. Diskalkulisi olan bireylerin normal gelişim gösterenlere göre farklı beyin taramalarında farklı aktivasyon düzeylerine sahip olduklarını görüyoruz.

Özellikle normal gelişim gösterenlere göre İntrapariyetal sulkus bölgesinde ciddi bir farklılık elde ediliyor. Özel gereksinimli bireylerin geçmişten günümüze ayrımcılık, şiddet, dışlanma gibi birçok problemle karşılaştıkları ve halen bu durumun sürdüğünü görmekteyiz. Ekim ayında Aksaray’da bir okulda otizmli bireylere karşı gerçekleştirilen akıl almaz şiddet ve dışlanma bunun örneklerinden sadece biriydi. Öğrenme güçlüğü olan bireylerin de benzer durumlarla karşılaştığına rastlıyoruz. Ülkemizde öğrenme güçlüğü ile yaşayan birçok insan var. Onların farklı konularda ciddi yetenekleri olduğunu unutmayalım. Gelişmiş toplum, birlikte yaşama kültürünü en üst düzeyde geliştirmiş topluluktur. Ayrımcı, dışlayıcı ve ötekileştirici her türlü söylem ve davranışı terk etmeliyiz.

KAYNAKÇA

Dokuz Eylül Üniversitesi Üstün/Özel Yetenekliler Eğitimi Anabilim Dalı

https://www.webmd.com/add-adhd/childhood-adhd/dyscalculia-facts

https://www.researchgate.net/publication/271682422_A_teacher’s_perspective_of_dyscalculia_Who_counts_An_interdisciplinary_overview

Yorum Yaz

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir