Takip Edin

Evrim

DİLİN KÖKENİNE İNMEK

Yayınlanma tarihi

-

OKUMA ZAMANI: 22 dakika

Dilin Kökenine İnmek. Dilin tarihsel geçmişine bakınca iki farklı kaynaktan açıklamalar bulmak mümkündür. İlki inanç kaynaklı açıklamalardır. Örneğin, Çinlilerde bir su kaplumbağası, sırtındaki şekillerde yazının sırrını taşıyarak imparatorun yanına gelip yazıyı öğretmiştir.

Babil toplumunda ise yarı balık yarı insan bir deniz canavarı, sudan karaya çıkarak kendilerine yazıyı öğretmiştir. Mısırlılarda Ra, isteklerini, kendi dili ve habercisi saydığı tanrı Tôt aracılığı ile yerine getirmiştir. Âdem’e konuşma yetisinin verilmesi ve nesneleri onun adlandırdığı görüşünün savunulması, Bâbil Kulesi hikayesine benzer, bilimsel olmayan, inanca dayalı açıklamalar uzun yıllar boyunca dilin kökeni konusuna hakim olmuştur.

 Bu düşüncenin dayanağı, inanç olduğundan dolayı karşıt görüşlerin ortaya çıkması engellenmiş, neredeyse 18. yüzyıla kadar bu gücünü koruyabilmiştir. 18. yüzyıl, dillerin kökenini aydınlatmada bir devrim yüzyılı olarak adlandırılabilir. Her ne kadar 18. yüzyıl, dillerin kökeninin aydınlatılmasında ciddi bir öneme sahip olsa da, 18.yy öncesinde de birkaç filozof bu konu hakkında görüşlerini dile getirmiştir. Örneğin Epikur (M.Ö. 300), dillerin kökenine dair açıklamalarda bulunan ilk isim olarak adlandırılabilir (Johansson 2005: 158).

Ona göre olaylar insanları belirli sesler çıkarmak için zorluyordu. Bu şekilde aynı durumlarda aynı sesler çıkmaya başladı ve bu seslerin sonucunda diller doğdu. Daha da ciddi açıklamalar, Aydınlanma Çağı (18.yy.) filozoflarından gelmiştir. Leibniz 1710’da yansımaları merkeze alan açıklamalar yapmış, ayrıca inanç dünyasında yaygın olan tüm dillerin atasının İbranice olduğu görüşüne ilk kez karşı çıkan isim olmuştur. 1746’da  Condillac dilin el haraketlerinden doğduğunu öne sürmüştür.

 A. Smith 1759’da ilk insanların önce sessiz dil, vücut ve yüz hareketleri ile anlaşmaya çalıştığı görüşünü savunmuştur. Lord Monboddo ise (James Burnet) dilin kökenlerinin sosyal görünümü konusunda ilk vurgu yapan kişidir (1774).  Ona göre insan başka bir insandaki duygusal görünümleri taklit ederek dili meydana getirmiştir. Dilin kökeninin ilahi olmayacağını ifade eden Herder 1772’de insan ve hayvan arasında dil üretme bakımından fark yaratan olgunun içgüdü olduğunu ileri sürdü.

Ona göre örneğin bir ceylan aslanı gördüğünde kaçma eylemini içgüdüsel olarak gerçekleştirir. Ancak biz insanlarda bu içgüdü olmadığı için “ona bakıp onu adlandırma”, dolayısıyla dil üretme yetimizin doğdu görüşünü savundu. 19.yy ikinci yarısında yaşayan Fransız dilci A. Darmesteter insan diliyle hayvan dili arasındaki ilişkilerin incelenmesinin gerektiğini dile getirmiştir. 18. yy öncesi ve sonrasında dilin kökeni, ciddi tartışmalara sebep olmuştur. Ve yukarıda bahsi geçen filozoflar, dil bilimciler gibi, daha birçok ismin araştırma yapıp görüş bildirdiği bir konudur.

 

Dilin kökeni ile ilgili açıklamalar Altınörs tarafından altı başlık halinde sıralanmıştır:

 

  1. Mitolojik/teolojik açıklamalar
  2. Mimolojik/spekülatif açıklamalar
  3. Kültürel/antropolojik açıklamalar
  4. Empirist/behaviorist açıklamalar
  5. Rasyonalist/nativist açıklamalar
  6. Evrimsel/biyolojik açıklamalar

 

Yukarıda altı başlık altında toplanmış açıklamalardan, bizi en çok ilgilendiren kısma, yani altıncı başlığa daha çok yer vereceğiz. Diğer dinsel-mistik görüşler, biyolojinin ilerlemesi ile popülerliğini kaybetmiştir. Şimdi de yansımaya dayalı ve ihtiyaca dayalı olan iki farklı başlığın dayanak noktalarına bakalım.

Dilin Kökenine İnmek

Yansımaya Dayalı Görüşler:

 

  • Ding-dong Hipotezi: Bu görüşe göre insanlar, nesnelerden çıkan sesler doğrultusunda bu nesnelere isimler vermiştir. Platon ve Pyhagoras bu görüştedir. Ancak bu açıklama bazı sorunlar taşımaktadır. Örenğin masa herhangi bir ses çıkartmaz.
  • Hayvan Taklidi Hipotezi: Bu görüş, insanların hayvan seslerini taklit ederek dili ortaya çıkardıklarını savunur. Bu görüşte de bazı sorunlar mevcuttur. Örneğin, her dilde hayvanların çıkardıkları sesler aynı şekilde taklit edilmez.
  • Ünlem Hipotezi: İnsanın mutluluk, acı gibi durumlarda çıkardığı ünlemlerin dili oluşturduğunu ileri sürer. Ancak bir üstte bulunan hipotezle aynı sorunlara sahiptir. Her dilde ünlem sözcükleri aynı değildir.
  • Müzik Hipotezi: Dilin, oyunlar ve müzikler ile doğduğunu ileri sürer.
  • Jest-mimik Hipotezi: Darwin’in ileri sürdüğü bir açıklamadır. Buna göre dil bir çeşit ağız pandomiminden ortaya çıkmıştır. İlk sözcükler el hareketlerinin dudaklarla gösterilmeye çalışılmasından doğmuştur. Daha sonra beden hareketlerinin taklidiyle dil zenginleşmiştir. Bu teorinin sorunu da kültürden kültüre beden hareketlerinin farklılaşmasıdır. Başı öne doğru sallamak bazı dillerde “tamam, evet” anlamındayken bazı kültürlerde “hayır” anlamına gelebilmektedir.

 

 

İhtiyaca Dayalı Görüşler:

  • İş Hipotezi: İnsanların birlikte çalışırken çıkardıkları seslerin dilin
  • kökenini oluşturduğunu savunur.
  • Emir Hipotezi: Bu teori, insanların birbirlerini uyarırken ortaya çıkan seslerin, dilin kökeni olduğunu savunur.
  • Yalan Hipotezi: Bu hipoteze göre ilk insanlar gerçek durumlar için jest, bakış, ses gibi öğeleri kullanırken gerçek olmayan durumlar için yani yalan ve aldatma için dili bir araç olarak geliştirmiştir. Bu görüşün sahibi E. H. Sturtevant’tır. (Kökenle ilgili tarihsel bilgiler için bk. Özdem 1944, Johansson 2005, Fitch 2010).

 

  20.yüzyıl itibariyle dilin kökeni hayli merak konusu olduğu için bu konuda yapılan çalışmalarda da artış gözlenmektedir. 20.yüzyılda fosil kayıtları, genetik bilimi ve biyoloji biliminin de ilerlemesiyle dilin, biyolojik temellere sahip olduğunu da ortaya çıkardı. Diğer sayfalarda başlıklar halinde, dilin biyolojisini inceleyeceğiz. 1950’lerden sonra dilin kökeni ile ilgili yapılan çalışmalar oldukça hızlanmıştır. Dil, farklı disiplinlerce incelenmiş ve incelenmeye devam etmektedir. Özellikle de biyoloji ve antropoloji, bu incelemelerde başta yer almaktadır. Aşağıda bulunan görselde, hangi bilim dalının dili ne yönden incelediği gösterilmektedir:

 

DİLİN KÖKENİ

 

Biyoloji mi Kültür Mü?

 Dilin bir biyolojik kimlik taşıdığı görüşü Noam Chomsky’e aittir. Aynı zamanda Chomsky dilbilimcilerin, her zaman dış dillerle ilgilendiklerini, oysa asıl odak noktanın iç dil olması gerektiğini savunurdu. Çünkü onun düşüncelerine göre dilin kökenine ulaşma konusunda bize yardımcı olacak nokta iç dildir. Dış dil, dillerin dışa yansıyan özelliklerini (çekim özellikleri, biçimbirimler vb.) içerirken iç dil, insanın dili nasıl edindiği ve kullandığını içermektedir.

Chomsky dili, beyin/zihin ile ilişkilendirirdi. Buna göre beyinde çeşitli modüller vardır ve bu modüller dilin edinimini ve kullanımını yönetmektedir. Beyindeki bu mekanizma [Dil edinim aygıtı- L(anguage) A(cquisition) D(evice)], Evrensel Dilbilgisi (Universal Grammar) adını verdiği içsel bir dilbilgisine sahiptir. Chomsky, tüm insanlarda bilişsel olarak böyle bir mekanizmanın olduğunu varsayıyordu. Beyinde bulunan dil ile alakalı bu bölüm, tüm insanlarda içsel ve genetik olarak kodlanmış halde yer almaktaydı. Bu sebepten dolayı insanlar dili öğrenmez, edinirdi. Biyolojide E. Lenneberg gibi Chomsky’i destekleyen bilim adamları çıkmıştır. Dilbilimde de D. Bickerton, R. Jackendoff, J. Hurford, S. Pinker,P. Bloom, T. Fitch, M. Hauser, J. Aitchison gibi bilim adamları bazı yönlerden ayrılsalar da Chomsky’nin içsel bir gramerin varlığına dayanan zihinsel yaklaşımını doğru buldular. Ancak G. Sampson, M. Tomasello gibi isimler içsel dilbilgisi varlığını kabullenmemiştir. Karşıt görüşe göre dil bir biyolojik adaptasyon evresi değil, kültürel bir etkileşimin eseridir. Örneğin Tomasello’ya göre primat iletişiminden itibaren özellikle el hareketleriyle birlikte öykünme yoluyla dil gelişmiştir.

 

Seçilim mi Adaptasyon mu?

Dilin biyolojik yani evrimsel olgu olduğu yönünde bilim insanlarının görüşü bu yönde ağır basmaktadır. Ancak evrimdeki doğal seçilim ve adaptasyonun niteliği konusunda farklı görüşler vardır. Kinsella (2009: 10-15) adaptasyon ile ilgili olarak teorileri şu başlıklar altında sınıflandırır:

 

  • Adaptasyoncu (adaptationist) teoriler: Bu teoriler, dili Darwin’in standart evrim teorisine göre açıklar. Buna göre doğal seçilim ve çevre baskısı dili ortaya çıkarmıştır. Dil insana çevre şartlarına adapte olmada bir avantaj sağlamıştır. Burada biyolojik evrimdeki adaptasyon veya kültürel evrimdeki adaptasyon konusunda da ayrımlar olduğunu belirtmek gerekir. Örneğin doğal seçilime dayalı klasik bir adaptasyoncu çalışma olarak Pinker-Bloom (1990) gösterilebilir. Yazarlar biyolojik evrime dayalı bir adaptasyonu savunur. Onlara göre insan türünün atalarında içinde bulundukları şartların zamanla meydana getirdiği biyolojik değişikliklerin bir sonucu olarak dil kapasitesi gelişmiştir. Jackendoff (2002) de benzer bir biyolojik adaptasyon teorisi sunar. Ancak biyolojik olmayan, kültürel adaptasyona dayalı teoriler de vardır (bk. Deacon 1997; Kirby 1999; Brighton vd. 2005).

 

  • Ardıl adaptasyoncu (exaptationist) teoriler: Doğal seçilimin doğrudan dil için işe yaramadığı savunulur . Ardıl adaptasyon da temelde evrimi reddetmez. Ancak burada başka bir işlev için seçilime uğramış bir organın farklı bir işlev görmesi söz konusudur. Örneğin kuşlardaki tüyler önce yalıtım için ortaya çıkmışken daha sonra uçma işlevi için evrilmiştir (Biyolojideki açıklamaları için bk Gould-Vrba 1982). Bunun dile yansımasına gelirsek yukarıdaki adaptasyoncu teoriler dilin çevresel etkenler ile insan iletişim sistemleri arasında doğrudan bir doğal seçilim ilişkisi olduğunu varsayarlar.

 Oysa ardıl adaptasyoncular burada ikincil bir adaptasyonu savunurlar. Örneğin dil organının ilk işlevi beslenmeye yardımcı olmakken daha sonra konuşma işlevini görmeye başlamıştır. Ardıl adaptasyoncu teorilerde aşamalılık konusu da farklı ele alınır. Tek aşamada bir adaptasyon olabileceği gibi birden fazla aşamayla da bunun gerçekleşebileceği vurgulanır. Ardıl adaptasyoncu teorilerin de gelişim çizgileri değişebilmektedir. Örneğin Calvin-Bickerton (2000) toplumsal hayattaki bölünmelerin cümle yapısının dayandığı tematik rolleri ardıl adaptasyona uğrattığını ileri sürerken, Lieberman (1985)’a göre sözdizimi konuşma, hareket ve araç kullanımı gibi motor sistemlerden sorumlu nöral mekanizmanın yeniden uyarlanmış biçimidir. Carstairs-McCarthy (1999) sözdizimsel yapının sesbilimsel yapıyla ilgili bir şeyden uyarlandığını varsayar.

  • Yan ürün (Spandrel) teorileri: Dilin adaptasyon veya ardıl adaptasyonun doğrudan bir sonucu olarak doğmadığını fakat öngörülemeyen ve belki de tamamıyla ilgisiz başka bir evrimsel gelişmenin yan ürünü gibi ortaya çıktığını ileri süren teorilerdir.

 

  • Sıçrama (Saltation) teorileri: Sıçrama teorileri dil evriminin aşamalı değil, bir anda bir mutasyon sonucu ortaya çıktığını savunur. Bu anlamda Chomsky’nin dilin evrimiyle ilgili ilk yayınlarındaki görüşleri (bir andalık açıklaması) bu teorilerin tipik örneklerinden biridir.

 

  • Öz düzenleme (Self-organisation) teorileri: Bu teorilerde dil kendi içinde bir sisteme sahiptir ve bu sistem kendi evrimi için sorumludur. Bu sistemin dinamikleri dilin evrimini ortaya çıkarır. Öz düzenleme için matematik ve biyolojide örnekler verilmiştir ancak dil evrimi konusunda iki bilgisayar modellemesi sunulmuştur (bk. De Boer 2001, Oudeyer 2006).

 

 Aynı zamanda Kinsella, adaptasyonla ilgili cevabı aranan soruları da başlık altında toplar:

 

  • Eğer dil aşamalı bir şekilde öncü iletişim biçimlerinden evrildiyse bunlar nelerdir? Bu iletişim biçimleri Corballis’in (2003) belirttiği gibi el hareketlerine mi dayanıyordu yoksa Lieberman’ın (1984) savunduğu gibi sese mi dayanıyordu?
  • Eğer dil adaptasyoncu bir sürecin sonucuysa hangi ihtiyaç bu adaptasyonu doğurmuştur? Hurford (2003) ve Jackendoff’un (2002) önerileri şu ihtiyaçları kapsıyordu: temel sembol kullanımı kapasitesi, seslenme veya el hareketleriyle anlaşma yetisi, kavramsallaştırma ve manipülasyon faaliyeti, başkalarıyla işbirliği yapma yetisi ve başkalarının davranışını anlamak.

  • İnsanın dil geliştirmesi için ne tür bir çevresel faktör işe karışmış olabilir? İletişime geçmek için atalarımızı nasıl bir ihtiyaç yönlendirmiştir? Dessalles (1998, 2000) dili birini tanıtmanın aracı olarak görür. İletişim yeteneğini sergileyen biri toplumun diğer üyeleri tarafından iyi bir politik partner olarak görülecektir. İnsan toplumları da politik koalisyonlara dayalıdır. Öne çıkma, kendini tanıtma daha iyi bir koalisyon kurmada ve güçlü olmada önemli bir etkidir. Dil de bunu sağlamanın aracıdır.

 

Bu sorulan soruların cevaplarını hala net biçimde bilemiyoruz. Yapılacak yeni çalışmaların ve yeni bulguların ışığında, soruların tamamına cevap verecek bilgiye sahip olabilmek için yeni sorular sorup araştırmalara devam etmeliyiz.

 

Sapiens ve Diğerleri:

Evrimde insan, şempanze ve bonobo gibi türler çeşitli biyolojik faktörlerle karşılaştırılabilir. Bu sayede birçok sonuç elde edilebilir. Tıpkı biyolojik evrimde, geçmişi nasıl çizebiliyorsak, konuşmanın evriminde de bunu yapabilir miyiz? Dil konusunda örneğin insan ve şempanzeleri karşılaştırmak, dilleri pek benzerlik göstermediğinden ötürü söz konusu olamıyor. Aynı zamanda dillerin herhangi bir fosil bırakmaması da işi epeyce zor kılıyor. Dilin yalnızca insan türünde evrimleştiğini savunan Chomsky gibi bilim insanları olduğu gibi, başka türlerin iletişim biçimleriyle insanın dili arasında ortaklık bakımından incelemeler yapan bilim insanları da mevcuttur. Tür olarak insan, bonobo ve şempanzeler ortak bir ataya sahipse dil yetileri neden ortak olmasın? Bu sorunun araştırılması, bizlere hayret verici cevaplar sunmuştur.

 Örneğin P. Picq iki yaşına kadar olan genç iri maymunların bir dilin temellerini insan yavrusundan daha hızlı öğrendiğini ifade eder. Hayvan iletişim sistemleri ile insan dili arasında sözdizimi, özyineleme, şimdi ve burada olmayanı bildirme gibi farklılıklardan söz edilir. Gerçekten de hayvan dilinde bu özelliklerin olmadığı yönünde bir genel görüş vardır.

Ancak hayvan iletişimini inceleyen bazı bilim adamları dilin temellerinin hayvan iletişim sistemlerinde aranabileceğini ileri sürdüler. Bu bilim adamları dilin gelişimini primatların ortak atasından başlatır. Bickerton bu açıklamaları şu şekilde özetler: “Beş ila yedi milyon yıl önce, primat soy çizgisi bir kez daha bölündü (geçmişte zaten iki kez dallanıp önce orangutanları sonra gorilleri meydana getirmişti). Dallardan biri bonobolara ve şempanzelere hayat verdi; ötekisi atalarımızın dalıydı.

Küresel çoraklık yüzünden ormandan çıkıp çayırda yaşamak zorunda kalan atalarımız, beslenmelerinde ete ağırlık vermeye mecburdu. Et bakımından zengin beslenme sayesinde beyinleri büyüdü, dolayısıyla zekâları arttı. Bonobolarla ve şempanzelerle ortak bir etken olan toplumsal rekabet de zekâlarını artırmıştı. Kuyruksuz maymunlar daima karşılarındakini zekâlarıyla alt etmeye, grup içinde itibar kazanmaya, çiftleşmek için tercih edilen birey olmaya, yakalanan avı ilk yeme hakkını elde etmeye çalışır. Etin tedarik ettiği zekâ, bu etken sayesinde seçilimde öne çıktı ve faydalı bir sarmal meydana gelmiş oldu. Kuyruksuz maymunların bu sarmala giren eski hayvan iletişim sistemi gelişti ve çeşitlilik kazandı. Bizim açımızdan belirlemenin belki de imkânsız olduğu bir noktada hayvan iletişim sistemi pürüzsüz bir şekilde lisanla kaynaştı.

Lisan hayatı daha girift hâle getirdi ve bu zorluklarla başa çıkmak için daha da giriftleşti ta ki bizler mevcut durumuza ulaşana dek.” Bu senaryonun doğruluğu bugün tartışılmaktadır. Hayvanlar üzerinde yapılan pek çok çalışma dikkate değer bir bilişsel kapasiteye sahip olduklarını göstermiştir. Araç yapma ve kullanma, epizodik hafıza, temel zihinsel beceriler gibi uzun süre sadece insana özgü olduğu düşünülen bazı özelliklerin hayvanlarda olduğu belirlenmiştir. Ancak bu kapasitelerin insan diline yakın bir dil geliştirdiğini göremiyoruz. Chomsky’den de karşı görüşü içeren bir alıntı yapalım: “Hayvanlar dünyasında dil yetisinin özellikleriyle benzerlikler bulmak isterseniz çok uzak da olsa bulabilirsiniz.

 Ancak, en benzer sistemlerin, dil bakımından hiçbir evrimsel tarihi paylaşmadığımız böceklerde ve kuşlarda bulunması ilginçtir. Görece daha yakın bir evrimsel geçmişi paylaştığımız canlılara, örneğin primatlara baktığınızda ise ilginç benzerlikler taşıyan neredeyse hiçbir şey bulamazsınız. Bu da dil yetisinin şaşırtıcı ve beklenmedik bir şekilde biyolojik olarak yalıtılmış olduğunu gösterir.” Dilin evrimi hayvan iletişiminden mi başlatılmalı, yoksa yalnızca insan ile mi sınırlanmalı tartışması her iki kamptaki araştırmacıların makul dayanakları bulunması nedeniyle yakın gelecekte de sürecektir.

 

Dilin Evrimsel Şemaları:

Evrimsel süreçte bir bitiş noktası yoktur. Evrim her an, her saniye işlemeye devam eden mekanizmalardan ibarettir. Evrimsel geçmişte “İlk insan şudur” denilecek bir organizma mevcut olmamakla birlikte insan türünün (Homo) evriminin kategorize hali aşağıdaki görselde gösterilmiştir:

 

DİLİN EVRİMİ

 

İnsan türünün geçmişi hakkında belirli şemalar çizebilmekteyiz. Ya dillerin tarihi hakkında bu şemaları çizmek mümkün mü? Bir grup bilim adamı dilin köklerini insan ve şempanzelerin ortak atasının yaşadığı 6 milyon yıl önceye kadar uzatır. Onlara göre dil Homo sapiens türünün ortaya çıkışından önce oluşmaya başlamıştır. Bir grup bilim adamı ise dili sadece Homo sapiens türüyle ilişkilendirir. Dil gelişiminin erken geliştiğini savunanlara göre milyonlarca yıllık bir evrimsel geçmiş söz konusudur.  Dil gelişimini geç başlatanlara göreyse 150 bin yıllık bir evrimsel geçmiş söz konusudur. Bu tartışmalarda fosillerden yola çıkarak bazı tahminler yürütülür. Özellikle beyin hacmi, sembol kullanımı, genetik özellikler, alet kullanımı, gırtlak yapısı gibi etkenler önem taşır. Tarihlendirme konusunda farklı görüşler vardır.

 Bu görüşlerden sonra bazı sorulara da dikkat çekmek isterim. Örneğin “Sözdiziminin evrimi nasıl başladı?” “Günümüz dilbilgisi kuralları gibi kurallarla mı evrildi yoksa farklı bir yolla mı?” “Önce beyin büyüdü sonra mı diller evrildi, yoksa önce diller evrildi ve bunun sonucunda mı beynimiz daha büyük bir yapıya erişti?” Bir diğer başlığımızda “Dilin evriminde ilk adım nedir?” sorusuna verilen cevapları tartışmaya dahil ediyoruz.

 

Dilin Evrimi Hakkındaki Görüşler:

 

Seçilim neden dili desteklemiştir? İnsanlar dilleri hangi sebepten dolayı kullanmaya başlamıştır? Dil gelişimi neden doğa tarafından da ciddi destek görmüştür? Bu soruları bir ok gibi fırlatır ve tek bir hedefi vurursak: “İnsan ve doğada bulunan canlılar neden iletişime bu denli ihtiyaç duymuştur?” Noktasına varmış oluruz. Bu başlık altında ileri sürülen bazı durumları sizlerle paylaşmak isterim:

 

  • Avlanma:

    Bu görüş avlanma adaptasyonunu öne çıkarır. Buna göre sosyal hayatımız, zekâ ve diğer ilgilerimiz avlanma konusundaki adaptasyonumuzun başarısı sonucu oluşmuştur (Washburn – Lancaster 1968); Hewes (1973) ise dilin ilk kullanımının bir grubun koordineli avlanmak için kurduğu ilişkiler sonucunda doğmuş olabileceğini ileri sürer. Çünkü avlanma hayatta kalmanın temel yollarından biridir. Daha başarılı avlanmak için grupla hareket etmek gerekir. Bu da dilin sağladığı avantajla mümkün olur.

Dilin Kökenine İnmek

  • Alet yapımı:

    Dil el becerisine dayalı alet yapımı ile benzer bir nöral alt yapıya dayalıdır. Bu durumdan yola çıkarak dilin alet yapımından doğabileceği ileri sürülür (Greenfield 1991), (Ambrose 2001).

 

  • Zihinsel bir araç olarak dil:

    Dil başlangıçta düşünme işlevi için evrimleşti ancak daha sonra iletişim amacıyla kullanılmıştır (Burling 1993).

 

  • Tımar:

    En dikkat çekici görüşlerden biri Dunbar’a (1996) ait olan tımar hipotezidir. Buna göre primatlarda tımar bitleri ayıklama işlemidir ancak tek işlevi bu değildir. Toplumsal bir etkinliktir ve bir araya gelen primatlar bu şekilde sosyalleşir. Ancak tımar zaman alan bir etkinliktir. Gruptaki birey sayısı arttıkça tımar sözlü dile evrilmeye başlamıştır. Çünkü zaman tüm bireylerin tımarlanmasına yetmeyecektir. Yalnızca bir primat tımarlanırken gelen diğer primatlar sözlü olarak tımarlanmaya, yani gevezelik ve dedikoduyla rahatlamaya dönüşen bir iletişim biçimi geliştirirler.

Dilin Kökenine İnmek

  • Eş kontratı:

    Bir tür evlilik töreni diyebileceğimiz bir anlaşma ihtiyacından dilin doğduğunu ileri süren bir hipotezdir. Buna göre kadın ve erkekler arasında bir bağlanma seromonisine ihtiyaç duyulmuştur. Çünkü avlanmaya giden bir erkek, geri döndüğünde eşinin başka bir erkekle çiftleşmesi sonucu başkasının genlerini taşıyan bir nesli yetiştirme tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir. Bu tehlikeyi bertaraf etmek için çiftler arasında toplumun şahitliği önünde bir anlaşma yapılmalıydı. Bu tür ayinlerin sembol kullanımında payı önemlidir. Sembol kullanımı da dilin ilk önemli aşamalarındandır. Bu hipotezin sahibir Terry Deacon’dur (bk. Deacon 1997).

Dilin Kökenine İnmek

  • Dedikodu:

    Adet kanamasıyla ilgili ritüeller bir bağlılık geliştirmiş olabilir. Bunun sonucunda bu tür ritüellere katılan kadın grupları arasında başkaları hakkında bilgi alışverişi başlamış olabilir. Dedikoduya benzer bir iletişim ihtiyacından dil doğmuş olabilir (bk. Power 1998).

  • Ritüel:

    Bu hipotezde grup hâlinde bir ritüelde yer almak merkezde yer alır. Buna göre gruplar arası ilişkilerden dil evrimleşmiştir. Farklı farklı ritüeller için gruplar bir araya geldikten sonra dilin evrimi için gerekli çevre şartları oluşmuştur (Knight 1998).

 

  • Şarkı:

    Dil evriminin müzikle ilgili olduğu pek çok araştırmacı tarafından dile getirilmiştir. Son yıllarda bu görüşü en ciddi olarak ele alan çalışma Vaneechoutte – Skoyles (1998)’dir. Buna göre dil kültürel evrim yoluyla gelişmiştir. Şarkı söyleme yeteneğinin gelişmesi bu evrimde temel rolü oynamıştır.

 

 

  • Statü ve bilgi takası:

    Bu hipotez dilin işbirliği sonucunda evrimleştiğini savunur. Primatların rekabetçi doğasının başkalarına üstünlük sağlamaya doğru bireyleri yönelteceğini ileri sürer. Buna göre rekabetçi olan biri yararlı bir bilgiyi daha iyi bir statü kazanmak için başkalarıyla paylaşmak ister. Böylece grup içinde üstünlük sağlamaya çalışır. Bu şekilde statü için bilgi paylaşma dürtüsü dilin evrimini hızlandırmıştır. J. L. Dessalles bu görüşün sahibidir. Dessalles (2007: 360-364) dili biyolojik kökenleri olan ve doğal seçilimle ortaya çıkan bir evrim olgusu olarak görür. Ona göre dil “koalisyon”lar içindeki politik davranışların sonucudur. İlk topluluklar birbirleriyle koalisyon ilişkisi kuruyorlardı. Bu tür ilişkilerde herkes güvenilir müttefikler bulmak ister.

Güvenilir müttefik olmanın en önemli şartı bilgi vermektir. Bilgi vermeye çalışmak, konuşmanın temelidir. Darwinci yaklaşımda bilgi vermenin bilgi veren için bir faydası olması gerekir. Dessalles bu faydayı da bilgi vererek güven kazanma ve koalisyonda daha kolay seçilir olma ile açıklar. Dessalles bugün de fark etmesek bile hâlâ dilin bu yönüyle içli dışlı olduğumuzu ifade eder. Toplum içinde bir şeyler söyleriz, bilgilerimizi paylaşırız, iddialarda bulunuruz. Bunlar aslında dilin kökenini oluşturan davranışlardır (Dessalles 1998, 2007).

Dilin Kökenine İnmek

  • Cinsellik: Evrim teorisinin temelinde yatan etkenlerden biri soyun devamıdır. Bir organizma soyunu devam ettirebildiği oranda başarılıdır. Dil evriminde de temel etken olarak cinsel seçilimi (sexual selection) gören bu hipoteze göre dil, kadınların erkeklerin uygunluğunu değerlendirmek için kullandıkları bir araç olmuştur. Bu şekilde dil soyun devamında belirleyici oldukça evrim avantajı sağlamıştır (Miller 2001).

 

Dilin Kökenine İnmek

  • Anne-bebek iletişimi: Falk (2004) tarafından ileri sürülen bu hipoteze göre anne ve bebek arasındaki ilişki dili ortaya çıkarmıştır. Soyun devamı için yavruların beslenmesi esastır. Anne yavrusunu besleyebilmek için onunla iletişim içinde olmalıdır. Bu iletişim sese dayalı olarak başlamış ve gelişerek dili ortaya çıkarmıştır.

 

Çıkarımlar:

  1.  Dilin geçmiş tarihi ve evrimsel süreci hakkında ortak noktaya varılan veya varılamayan bazı noktaları değerlendirdik. Son olarak, önemli saydığım dört noktaya dikkat çekmek isterim. Bunlar:
  2. Dilin kökeni disiplinler arası çalışmayı zorunlu kılmaktadır. Beyin ile ilgili bilimler, antropoloji, dilbilim, arkeoloji, bilgisayar modellemeleri gibi pek çok alanın verileri paralel değerlendirilmelidir.
  3. Dilin biyolojik ve kültürel yönleri vardır. Bunların birbirini dışlayan olgular olmadığı unutulmamalıdır. Dilin evriminde biyoloji ve kültürün hangi dil özelliklerini hangi oranda etkilediği gibi zor bir görev araştırmacıları beklemektedir.
  4. Dilin kökeni araştırmalarının en büyük zorluğu şüphesiz insan dilinin biricikliğidir (uniqueness). Diğer türlerdeki iletişim biçimlerinin incelenmesi bir zorunluluktur. Ancak yukarıda üzerinde durduğumuz hipotezlerin de temelde cevap vermekte zorlandıkları konu, bu biricikliktir (Fedor – Ittzés – Szathmáry 2009: 38). İnsan dilini diğer türlerden ayıran özelliklerin (sözdizimi, özyineleme vb.) gelişimine odaklanılmalıdır.

  5. “Dili biyolojik mi kültürel bir olgu mudur?”, “İnsanları iletişim kurmaya zorlayan ve doğal seçilim avantajı sağlayan etken nedir?”, “İnsan dili hayvan iletişim biçimlerinden mi evrimleşmiştir?” gibi temel sorular için tek bir cevap beklentisine girilmemelidir.

 

Dilin Kökenine İnmek

HAYVANLARDA DİL VE DİLİ ETKİLEYEN DURUMLAR:

 

 Hayvanların Bilişsel Durumları:

Eski çağlardan bu yana hayvanların beyinsel olarak algılama kapasiteleri insanların kafalarında hep soru işaretleri doğurmuştur. Dilin haricinde diğer bilişsel durumlar (öğrenme, hafıza, kendini tanıma vb.) ile ilgili olarak hayvanların incelenmesi bize neler sunmaktadır? Bu soru bizlere 20. Yy’ da yaşanan “Akıllı Hans Etkisini” anımsatır. At yetiştiricisi ve aynı zamanda matematik öğretmeni olan Wilhelm von Osten, Akıllı Hans adını verdiği atıyla Almanya’da gösteriler yapmaya başladı. Akıllı Hans, Almanca sorulan soruları anlıyor, hatta toynaklarını yere vurarak toplama çıkarma gibi matematiksel işlemler bile yapabiliyordu.

Bu şaşırtıcı olayları araştırmak için Alman Eğitim Bakanlığı içinde veteriner, öğretmen, sirk eğitmenleri ve psikologlar da dahil olmak üzere bir araştırma ekibi kurdu. Araştırmanın neticesinde, herhangi bir hile olmadığı sonucuna varıldı. Bu sonuçla tatmin olmayan bakanlık, psikolog Oskar Pfungst’a yeni bir inceleme görevi verdi. Pfungst 1911’deki yayınıyla Hans’ın bir matematikçi değil, iyi bir insan davranışları gözlemcisi olduğunu kanıtlamayı başardı. Hans yalnızca iki duruma bağlı olarak soruları doğru yanıtlayabiliyordu: Soruyu soran yanıtı bildiğinde ve Hans soruyu soranı görebildiğinde. Akıllı Hans, soru soranların hareketlerindeki değişimlere göre cevap veriyordu.

Dilin Kökenine İnmek

 

Diyelim ki 8+8 kaç yapar diye soran bir kişi Hans toynaklarıyla saymaya başladığında ve 16’ya geldiğinde heyecanla mimik ve jestlerinde bir değişikliğe gidiyorsa Hans o sayıda kalıyordu. Yani Hans aritmetikte değil, insan davranışlarını gözlemlemede uzmanlaşmıştı. “Akıllı Hans” hem hayvanların sosyal algısının keskinliğini hem de insanların ipucu vermemeyi başaramadığını göstermiştir. Şimdi de dilin evrimiyle ilişkilendirilebilecek birkaç noktaya değinmek isterim:

 

Kendini tanıma:

Kendini bir birey olarak fark etme, kendi varlığının farkına varma insanın temel bilişsel özelliklerindendir. Bilinç denilen olgunun en önemli göstergelerinden biridir. İnsanlarda 2 yaş civarında bu farkındalık oluşmaya başlar. Uzun yıllar bu özelliğin insana özgü olduğu düşünülmüştür. Ancak Gordon Gallup tarafından 1970’lerde geliştirilen ayna testi sayesinde başka türlerde de kendini tanıma özelliğinin olduğu görülmüştür.

Alet kullanma:

Bir aracı belli bir amaç için kullanmak önemli bir bilişsel özelliği ortaya koyar. Alet kullanımı yirminci yüzyıla dek insan olmanın en önemli belirtilerinden biri olarak kabul ediliyordu. Ancak alet kullanımının insana özgü olmadığını 20. yüzyıldaki çalışmalar kanıtlamıştır (Sanz-Call-Boesch 2013). İnsan dışında alet kullandığı rapor edilen ilk tür şempanzelerdir. Şempanzelerle ilgili son şaşırtıcı tespit alet kullanımının yavrulara öğretilmesini içeren kayıtlar olmuştur. Bu, alet kullanımının nesilden nesle aktarılabildiğini göstermektedir. Su içmek için yaprakları kullanma, kabuklu meyveler için taş kullanma, böcek yuvalarına uzun çubuklar sokarak avlanma gibi alet kullanımı örnekleri rapor edilmiştir.

Öğrenme:

Bilincin önemli yönlerinden biri de öğrenmedir. Bilgiyi sonraki nesillere aktarmanın da en önemli yoludur. Hayvanlarda çok çeşitli öğrenme türleri vardır: Alışkanlık, klasik şartlanma, işletici şartlanma, sınama-yanılma. Ancak hayvanlarda kabaca iki tür öğrenme veya iki tür bilgi edinme yolundan söz edilebilir. Bunlar içgüdü ve düşünceye dayalı zekâ olarak iki ayrı bölümde   değerlendirilebilir. Birisi çevre şartlarından kaynaklanan öğrenmelerdir. Bir hayvan daha önce yaklaştığında kendisine acı veren bir nesneye tekrar yaklaşmaması gerektiğini öğrenir. Çevreden kendisinin gerçekleştirdiği bir bilgi edinme biçimidir. İkincisi ise genetik yolla aktarılan içsel bilgidir. Deniz kaplumbağaları doğar doğmaz denize yönelirler. Bu bilgi nesiller boyu aktarılmıştır. Bu iki bilgi edinme türünden özellikle birincisi ile ilgili çalışmalar dil incelemelerinde daha çok önemsenir.

Bir hayvana dil öğretilip öğretilemeyeceği merak konularından biri olmuştur.  Dil dışındaki öğrenmeler de öğrenme becerisi için önemli ve değerlidir. Bir hayvanın yeni bir durumla karşılaştığında ne yaptığı, bunu sonraki davranışlarına aktarıp aktarmadığı, üyesi olduğu toplumla paylaşıp paylaşmadığı vb. konular araştırılmıştır. Bu araştırmalarda da hayvanların öğrenme konusunda dikkate değer veriler sunduğu gözlenmiştir.

Dilin Kökenine İnmek

Örneğin kır köpekleri vahşî doğada kendilerinden büyük bir canlı yaklaştığında alarm çağrısıyla türdeşlerini yuvalarına gönderirler. Fakat kolonileri insanların yoğun olduğu bir kasabanın yakınındaysa her insan gördüklerinde bu çağrıyı yapmazlar. Çünkü alışmışlardır ve insanları her gördüklerinde alarm davranışını sergilemeleri çok fazla enerji kaybına yol açacaktır. Alışmaya dayalı bu öğrenme enerji tasarrufu sağlar. Hayvanların gözlem yoluyla kapı açmayı öğrendikleri, taklit ederek yeni öğrenmeleri edindikleri bilinmektedir. Çoğu hayvanın yavrusuna avlanmayı öğrettiği gözlemlenir. Bunlar öğrenmenin hayvanlarda yaygın bir temeli olduğunu ortaya koyar.

Kavramlar ve Kategorizasyon:

Kavramlar dünyayı anlamamıza yarayan araçlardır ve bir tür bölme ve seçme bilgisini içerir. Belirli özellikleri taşıyanları diğerlerinden ayırırız ve benzerleri bir arada toplarız. “Renk” dediğimizde zihnimizde uyananlar ile “biçim” dediğimizde uyananlar farklıdır. Uzun yıllar kavram ve kategori kavramları yalnızca insanlarla ilişkilendirilmişti. Ama bugün bunun pek de öyle olmadığını biliyoruz. Kavram öğrenmenin insan dışı canlılarda da olduğunu gösteren pek çok çalışma yayımlanmıştır (Son yayınlardan biri bk. Zentall vd. 2008). Hayvanların kategorizasyon yeteneğine sahip oldukları laboratuvar gözlemlerinde olduğu gibi doğal yaşam koşullarında da gözlenir.

Dilin Kökenine İnmek

 

Hayvanlar arası ilişkilerde bunu görmek mümkündür. Bir geyik her hayvan için aynı tepkiyi vermez. Aslan gördüğünde gösterdiği davranış Zebra gördüğünde gösterdiği davranıştan farklıdır. Bu hayvanları sınıflara ayırdığını gösterir. Laboratuvar çalışmalarında ise daha farklı yöntemler kullanılmıştır. Örneğin güvercinlerden bilgisayar monitörü yardımıyla çeşitli kavramları sınıflaması istenmiş ve bunda başarılı oldukları tespit edilmiştir (Herrnstein-Loveland 1964).

DİL

 

Matematiksel işlemler:

Hayvanlarda matematik dendiğinde ilk akla gelen olay yukarıda anlattığım Akıllı Hans olayıdır. Bu olay sonrasında hayvanlardaki matematiksel işlemlere yönelik pek çok deney yapılmıştır. I. Pepperberg’in papağanı Alex’in sayı sayma konusunda büyük bir yeteneğe sahip olduğunu aşağıdaki başlıkta ve verdiğim video bağlantılarında görebilirsiniz. Üçü geçen sayıların tanınmasında vahşi hayvanlar başarılı olmasalar da tutsak hayvanlar belli bir eğitimden sonra üçten büyük sayılarda da başarılı olabilmektedir. Balıklardan primatlara kadar çok farklı hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalar hayvanlarda belli düzeyde matematiksel becerilerin bulunduğunu ortaya koymuştur (Andrews 2014: 93). Bazı bilim adamları hayvanlarda da içsel bir sayı sayma yetisinin olduğunu iddia ederler.

Dilin Kökenine İnmek

Planlama:

Hafıza bölümünde hayvanların geçmişe ilişkin olayları hatırlayabildiğine dair önemli veriler olduğunu gördük. Planlama ise geleceğe dair tasarımları içerir. T. Suddendorf, M. Corballis gibi isimler “zihinsel zaman yolculuğu” adını verdikleri bu özelliğin insanlara özgü olduğunu BischofKöhler hipotezine atıfta bulunarak iddia ederler. Bischof-Köhler hipotezi, ihtiyaçların yerine getirilmesi açısından hayvanların şimdi ile sınırlı olduğunu ve hâlihazırda yaşanmayan gelecekteki bir ihtiyacı planlayamayacağını öne sürer. Ancak kuşlar ve primatlardan gösterilen bazı davranışlar bu hipotezi doğrulamaz (Feeney-Roberts 2012). Özellikle yiyecek istifi yapma hayvanlardaki planlama yetisi için sık atıf yapılan bir eylemdir.

Dilin Kökenine İnmek

Hayvan Türlerinde Yapılmış Dil ile ilgili Çalışmalar:

İletişimde ciddi beceriler sergileyen primat, kuş ve deniz memelileri, dil konusunda araştırma yaparken önem vermemiz gereken noktaların başında gelmektedir. Hayvanlarla ilgili çalışmalarda iletişim becerisini değerlendirmek için farklı yöntemler kullanılır. Bunlar ana hatlarıyla aşağıdaki gibi sınıflanabilir:

 

  1. Doğal yaşamdaki hayvanları gözleme ve dinleme: Doğal yaşamdaki hayvanları gözlemeye dayalı incelemeler özellikle deniz memelileri ve kuşlar üzerine yoğunlaşmıştır. Ancak hemen her türün doğal yaşamdaki iletişim biçimleri incelenmiştir. Doğal ortamda kayıt imkânı daha zor olduğu için öne çıkan verilerin tutsak hayvanlara yönelik yapılan çalışmalara ait olduğunu söylemek mümkün.
  2. Tutsak hayvanlara yönelik çalışmalar:

 

  • a. Dil öğretmeye yönelik çalışmalar:

    Doğrudan “dil” kavramına yönelik incelemelerdir. Dil öğretmeye yönelik çalışmalar şu türlerde yapılmıştır: dört büyük kuyruksuz maymun türü, California deniz aslanları, Atlas okyanusunun şişe burunlu yunusları, Afrika gri papağanları (Bickerton 2010: 94). Bunun için kullanılan yöntemler şunlardır:

  • a.1. Konuşmaya dayalı öğretim:

    Özellikle primatlara dil öğretimi incelemelerinde sese dayalı yöntemler kullanılmıştır. Söylenenleri anlama becerileri olup olmadığı belirlenmeye çalışılır.

  • a.2. İşaret dili öğretimi:

Yine primat çalışmalarında kullanılan bir yöntemdir. İlk incelemelerde Amerikan İşaret Dilinin öğretimi konusunda önemli ilerlemeler kaydedilmiştir.

  • a.3. Plastik işaretleyiciler ve lexigramlarla iletişim öğretimi:

    Üretilen ve her biri bir anlamsal içeriğe sahip, bir tür görüntüsel gösterge diyebileceğimiz plastik aletlerle iletişim kurmaya yönelik çalışmalar bu grubu oluşturur.

  • Hayvanların bilişsel kapasitelerine yönelik çalışmalar:

    Dilden çok, dili hazırlayan bilişsel kapasiteleri sorgulayan incelemeler de önemli sayıdadır. Burada iletişim değil, hayvanların ne tür bilişsel sınırlılıklara sahip olduğu ortaya çıkarılmaya çalışılır.

Dilin Kökenine İnmek

 

Şimdi de hayvan türlerine göre yapılmış çalışmaların bazılarına göz atalım:

 

  1. Primatlar:

Moleküler biyoloji ve genetiğin kanıtlarına göre kendisi de bir primat olan insana en yakın primatlar şempanze ve bonobolardır. Daha sonra diğer primat türleri olan goril ve orangutanlar gelir. İnsan soy çizgisindeki türlere (erectus, hedelbergensis, sapiens vb.) hominin üst adı verilirken şempanze ve bonobo gibi büyük kuyruksuz maymunlara panin üst adı verilir. Fosil kayıtlarının moleküler incelemeleri insan türleri (hominins) ve paninlerin son ortak atasının yaklaşık 7 milyon yıl önce; tüm maymun (monkey), kuyruksuz maymun (ape) ve insan türlerinin ortak atasının ise 25 milyon yıl önce yaşadığını göstermektedir.

 

KÖKEN

Dilin Kökenine İnmek

Gua:

Luella ve Winthrop Kellog çifti tarafından yetiştirilen Gua dişi bir şempanzedir. Winthrop Niles Kellogg karşılaştırmalı psikolog olarak kuyruksuz bir maymunu insanlaştırmanın mümkün olup olmadığını merak ediyordu ve bu hedefini bir makalesinin başlığı olarak da kullandı (Humanizing The Ape “Kuyruksuz Maymunu İnsanlaştırmak”, Psychological Review, S. 38, s. 160-176, 1931). 1930’da Küba’da doğan Gua, Florida Yerkes Bölgesel Primat Araştırma Merkezine 1931’de nakledildi. Burada 7,5 aylıkken Kellog çiftine teslim edildi ve çift 10 aylık oğulları Donald ile aynı şartlarda Gua’yı yetiştirdi. Gua, Donald gibi giydirildi, onun gibi masaya oturtuldu, aynı ceza ve ödül mekaniğine tabi tutuldu. Kelloglar, Gua’nın bazı konularda oğullarından daha ileri davranışlar sergilediğini rapor ettiler.

 

DİLİN KÖKENİ

 

Kanzi:

28 Ekim 1980 yılında doğan Kanzi erkek bir bonobodur. Amerika’da bulunan Georgia Eyalet Üniversitesi Dil Araştırma Merkezi araştırmacılarından primatolog Sue Savage-Rumbaugh, Kanzi ile ilgili önemli çalışmaları yapan isimdir. Kanzi doğumundan sonra içinde yer aldığı bonobo topluluğunun baskın dişisi olan ve Matata adı verilen başka bir bonobo tarafından kaçırılmış, gerçek annesi yerine Matata ile kalmayı seçmiştir.

Dilin Kökenine İnmek

 Kanzi primatlarla ilgili dil araştırmalarında dönüm noktalarından biridir. Ateş yakabilen, ateş üzerinde kendi yemeğini pişirebilen ve sonra o ateşi söndürebilen Kanzi lexigram adı verilen işaretlerden oluşan klavyesi ile 450 sözcüğü kullanabilmektedir. 7000 sözcüğü anlayabilen Kanzi kendisine sesli şekilde sorulan sorulara klavyesini kullanarak cevap verebilmektedir.

Kanzi, dünyada insan dilini en iyi anlayabilen canlılardan biridir ve belki de bunu en iyi yapan insan dışı canlıdır (Kanzi ile ilgili olarak bk. Savage-Rumbaugh vd. 1993, Savage-Rumbaugh vd. 1994). Savage-Rumbaugh, diğer primatların ve özellikle de Kanzi’nin insan dilini öğrenmede gösterdiği ilerlemelerin, bazı bilim insanlarınca (örneğin Chomsky) ileri sürülen “dilin insana özgü içsel bir özellik” olduğu yönündeki “mitolojik bir hal alan” görüşü tartışmalı kıldığını ifade eder (bk. http://www.smithsonianmag.com/science-nature/ speaking-bonobo-134931541/).

Lana:

1970 doğumlu dişi bir şempanze olan Lana, Yerkish adı verilen yapay işaret dili ile ilk kez eğitim verilen şempanze olarak bilinir. Adını Daine Rumbaugh tarafından yürütülen projenin adından almıştır (The LANguage Analogue Project). Ünlü primatolog Robert Yerkes’in ismi verilen Yerkish dili Rumbaugh ile birlikte çalışan Ernst von Glasersfeld tarafından geliştirilmiştir. Belirli nesne ve kavramları karşılayan leksigram ve sembollerden oluşan bu dil ile Lana, Rumbaugh çifti tarafından eğitilmiştir.

Bu araştırmalar Amerikan işaret dilini kullanma, alet yapımı, iletişim için yeni işaretler yapma, aynada kendini tanıma, görsel leksigramlar (saymaca görsel işaretler) kullanmayı öğrenme gibi bilişsel özelliklerin kuyruksuz maymunlarda olduğunu göstermiştir. Ayrıca kuyruksuz maymunların, diğer maymun türlerine göre Piaget’in zekâ testlerinden daha başarılı sonuçlar aldığı tespit edilmiştir. Sonuçlar moleküler biyolojideki kuyruksuz maymunların, diğer maymun türlerine göre insana daha yakın olduğu verisiyle uyuşmaktadır.

Dilin Kökenine İnmek

 Genetik olarak insandan uzak olan maymun türlerinde dile giden yolları oluşturan bilişsel özelliklerin daha az görüldüğü, buna karşılık insana en yakın genetiğe sahip türlerde bu özelliklerin daha çok tespit edildiği sonucu ortaya çıkmaktadır.

Ancak kafa karıştıran ve yeni sorulara kapı aralayan bir durum kuş çalışmalarında ortaya çıkmıştır. Maymun çalışmalarında sesle iletişim kurma ve sese dayalı öğrenme konusunda önemli veriler elde edilemezken insan genetiğine daha uzak bir soy çizgisinden gelen kuşlarda bu sesle ilgili çarpıcı veriler elde edilmiştir. Şimdi kuş çalışmalarına bir göz atalım.

Dilin Kökenine İnmek

Kuşlarla İlgili Çalışmalar:

 

Sesli iletişimi kullanarak bilgi paylaşımı yapanlardan birisi de kuşlardır. Kuşların şarkıları ve birbirlerine yaptıkları çağrıları, hayvan iletişimi incelemelerinde önemli bir yere sahiptir. Kuşların iletişimi ve insan dili arasında bazı benzerlikler söz konusudur. İnsanlardakine benzer bir durum sese dayalı öğrenmedir. İnsan dışında, deniz memelileri (balina, yunus vb. Ayrıca fok, denizaslanı gibi yüzgeçayaklılar), yarasa ve fillerin başka sesleri duyarak taklit edebildikleri, bu şekilde ses üretimini öğrenebildikleri rapor edilmiştir.

  •  Becher ve S. E. Burt’un ekibi tarafından yapılan kuş şarkısı eşleştirme çalışmalarına ait aşağıda ki sonogramda iki kuşun karşılıklı iletişim halindeki şarkı eşleştirmeleri görülmektedir. İlk iki şarkı (A ve B) her iki kuş tarafından aynı ses repertuarıyla eşleştirilmiştir.1’nolu kuşun E şarkısı ile 2’nolu kuşun F şarkısı arasında kısmi bir örtüşme görülmektedir. C ve D şarkıları arasında ise hiçbir örtüşme bulunmamaktadır.

 

DİLİN EVRİMİ

Dilin Kökenine İnmek

 

 

KUŞ DİLİ EVRİMİ

Kuş şarkıları pek çok kuş türünde incelenmiştir. Türlere göre detaylarda farklılık görülse de şarkı kalıpları benzerdir. Şarkıların zaman ve mekâna göre kısmî değişiklikler gösterdiği görülür. Belirli bölgelerde yaşayan türlerin, benzer şarkı söylediği tespit edilmiştir ki bu da “lehçeleşme” olarak kabul edilir.

 Bu şarkıların neden öğrenildiği, kuşlara hangi avantajları sağladığı konusunda da tartışmalar vardır. En baskın görüş -özellikle erkeklerin daha etkileyici şarkılar söylemesi bunda etkilidir- cinsel seçilim avantajıdır. Grup kimliğini belirtmesi de bir başka ayırıcı avantajdır. Böylece kuşlar, yabancıları daha hızlı tanıyabilmektedir.

Kuş iletişimi çalışmalarının öncü ismi kuşkusuz Irene Pepperberg’dir. Alex, Pepperberg ile sese dayalı iletişime geçebilmektedir. Pepperberg tarafından sorulan sorulara cevap verebilmektedir.

Özellikle nesnelerin renkleri, boyutları, biçimleri, neden yapıldıkları gibi farklı özellikleriyle ilgili sorulara doğru cevap vermesi zihinsel kapasitelerini göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Pepperberg, Alex’in bu becerisinin dilin evrimi konusunda bizlere önemli bir dayanak oluşturabileceği fikrindedir:

“Papağanım İngilizce konuşma seslerini nesneleri, renkleri ve biçimleri tanımlamak için kullanmaya başladı. Sadece bir çeşit “Dr Doolittle” anı yaşamadık, aynı zamanda atalarımızdaki dil ve kompleks bilişsel özelliklerin nasıl evrimleşmiş olabileceğine dair birtakım ipuçları alabileceğimizi hissettik.

Eğer 300 milyon yıllık evrimle ayrılmış canlılar ve belirgin şekilde farklı olan beyinler sembol kullanımı ve bu sembollerin düzenlenmesini belli bir düzeyde edinebiliyorsa bu evrim için temel bir şey ima etmez mi? Atalarımız bu yetenekleri nasıl oluşturmuş olabilir?”

Pepperberg’in özellikle gri papağanlar    üzerindeki çalışmaları insan dilinin seslerinin öğretimi bakımından önemlidir. Yukarıda bahsettiğimiz, kuşların doğal yaşamdaki şarkı ve çağrıları genel kuş iletişimini kapsıyordu. Oysa Pepperberg’in çalışmaları kuşlara insan dilinin öğretilmesi, insanlarla kuşların insan dilinin sesleri üzerinden iletişime geçebilmesini hedeflemesi bakımından ayrı bir yerde durmaktadır.

Dilin Kökenine İnmek

İnsan Ve Hayvan Dili Farkları:

İnsan dilinde olan bazı temel özelliklerin hayvanlarda olmadığına dair görüşler vardır. Ancak insanların dilinde bulunan bu temel özelliklerin, hayvan dillerinde de mevcut olduğunu, ancak daha az ve farklı biçimde olduklarını savunan bilim insanları da vardır.  Bu farklılıklara göz atalım:

Hockett Tasarım Özellikleri:

 

  • Ses ve işitmeye dayalı kanal (Vocal-auditory channel):

    İnsan dili ağızdan çıkarılan ve işitsel sistem tarafından da algılanan sesler üzerine kuruludur. Bu, pek çok hayvan iletişim sistemi için de geçerlidir ancak pek çok istisnası da vardır. Ayrıca diğer 12 özelliği karşılayan insan işaret dili ve yazılı dil için de geçerli değildir.

Dilin Kökenine İnmek

  • Yayın iletimi ve yönlü alım (Broadcast transmission and directional reception):

    İletişim ortamında alıcının (dinleyici), mesajın geldiği yönü ve mesajın kaynağını (konuşucu) söyleyebilmesini gerekli kılan bir tasarım özelliğidir. Seslerin geldiği yön ve sesin kaynağı dinleyici tarafından söylenebilir. Ancak bu özellik örneğin arı danslarında yoktur. Arıya bilgi başka bir arının yaptığı vücut hareketleriyle iletilir. Belli bir mekânda ses dalgalarıyla iletim gerçekleşmez.

 

 

  • Çabuk kaybolma (Rapid fading):

    Sinyal kısa sürer. Bu, ses içeren tüm sistemler için geçerlidir. Mesajı içeren ses dalgaları kısa sürede kaybolur. Ses kayıtları ve yazılı dil için geçerli değildir. Genellikle yavaşça kaybolan kimyasal maddeler ve kokular içeren hayvansal sinyallere de uygulanmamaya eğilimlidir.

 

  • Değiştirilebilirlik (Interchangeability):

    Anlaşılan tüm sözler yeniden üretilebilir. Bu, bazı hayvan iletişim sistemlerinde mümkün değildir. Bazı hayvanlarda cinsiyete göre mesajlar üretilir. Dişilerin ürettiği mesajları erkekler kullanamazken erkeklerin ürettiği mesajları dişiler yeniden üretemez. Oysa insanlar aldıkları bir mesajı aynen kullanabilirler. İnsanlar için mesajlar hem alınabilir hem de yayılabilir niteliktedir.

 

Dilin Kökenine İnmek

  • Toplu geribildirim (Total feedback):

    Bir iletinin göndereni de iletiyi algılar. Yani ne dediğimizi duyarız. Bazı hayvan iletişim biçimlerinde bu yoktur. Örneğin arılar dans ederek bilgi iletirler ama kendi yaptıkları dansı göremezler.

 

  • Uzmanlaşma (Specialisation):

    Üretilen sinyal, iletişime özgüdür. Başka bir davranışın yan etkisi değildir. Bizler iletişim kurmak amacıyla iletişim kurarız. İletişim kurmak üzere organlarımız uzmanlaşmıştır. Kediler, köpekler gibi diğer canlılarda iletişim için konuşma sesi üretmeye yarayan uzmanlaşmış organlar yoktur.

 

Dilin Kökenine İnmek

  • Anlamlılık (Semanticity):

    Sinyal ve anlam arasında sıkı bir ilişki vardır. Elma sözcüğünü duyduğumuzda doğadaki o yenilebilir meyve aklımıza gelir. Sinyaller ve taşıdıkları anlamlar arasında bu türden çağrışımsal bir ilişki vardır.

 

  • Nedensizlik (Arbitrariness):

    Sinyal ve anlamı arasında nedensiz bir ilişki vardır. Doğadaki elma nesnesi için elma sözcüğünü kulanmamız tamamen uzlaşıma dayalıdır. Farklı dillerde o varlık için farklı sözcükler kullanılır. Elma nesnesi için neden /e/, /l/, /m/, /a/ sesbirimlerinden oluşan bir sinyal kullandığımızı bilmeyiz.

 

 

  • Ayrıklık (Discreteness):

    Dilin farklı birimlerden oluştuğu söylenebilir. Bu ünitelerdeki küçük bir değişiklik sinyalin taşıdığı anlamı da değiştirir. Örneğin kar bir sinyal olarak üç farklı birimden oluşmaktadır: /k/, /a/, /r/. Bu birimlerden sonuncusunu /n/ yaptığımızda kan sözcüğü ortaya çıkar ve anlam tamamen farklılaşır. Bu değişim aşamalı değil, birden olmuştur. Gerçek dünyadaki değişimler evrimsel ilerlese de dil sisteminde bir sesten başka bir sese dönüşüm aşamalı gerçekleşmeyebilir.

Dilin Kökenine İnmek

  • Mekâna bağlı olmama (Displacement):

    “Şimdi ve burada” olmayan şeyler hakkında da bilgi verebiliriz. Örneğin dün okulda gördüğümüz araba hakkında bugün evde konuşabiliriz. Oysa hayvan iletişimi daha çok şimdi ve burada olan şeyler hakkındadır. Bir maymun yırtıcı gördüğünde arkadaşlarını uyarır. İki maymunun dün gördükleri bir yırtıcı hakkında bilgi ilettiklerine dair bir rapor yoktur.

 

 

  • Üretkenlik (Productivity):

    Dil açık bir sistemdir. Dil ögelerini farklı birleşimlerle sınırsız sayıda yeni mesaj üretebiliriz. Ancak hayvanların böyle geniş bir mesaj iletme repertuvarı yoktur. Daha kapalı, sınırlı bir iletişimleri vardır.

 

  • Nesilden nesle aktarım (Traditional transmission):

    Her nesil, kendinden öncekilerin iletişim sistemlerini öğrenmeye ihtiyaç duyar. İnsan dili nesillerce aktarılmış öğrenmeye dayalı bir iletişim biçimidir. İçgüdüsel değildir.

Dilin Kökenine İnmek

  • İkili örüntü (Duality of patterning):

    Anlamlı sinyallerin çoğu anlamsız küçük birimlerden oluşur. Örneğin ayık kelimesi /a/, /y/, /ı/, /k/ sesbirimlerinden oluşur. Bu anlamsız öğeleri farklı dizerek farklı öğeler oluşturabilirsiniz: yıka vb. Hayvanların sinyalleri bu şekilde bölünüp yeni dizimlerle yeniden oluşturulamaz. Üretkenlik özelliğine benzer, ancak üretkenlikte yeni anlam üretme yetisine vurgu yapılırken burada küçük birimlerin yeniden dizimi öne çıkarılır.

 

  • Yalan (Prevarication):

    Dilbilimsel mesajlar yanlışlanabilir veya mantık bakımından anlamsız olabilir. Hayvan dünyasında aldatma ve yalan çok az rastlanan davranışlardır. Ancak insan, dili yalan için de kullanabilir.

 

  • Dönüşlülük (Reflexiveness):

    İnsan dili, dilin kendisi için kullanılabilir. Bizler konuştuğumuz dil hakkında bilgi vermek için yine dili kullanırız ama örneğin arılar yemek için dans ederler. Fakat aynı arılar dansları hakkında dans edemezler.

 

  • Öğrenilebilirlik (Learnability):

    Bir dilin konuşuru başka bir dil öğrenebilmektedir. Kendi ana dilimiz dışında yeni diller öğrenebiliriz Ancak hayvan iletişiminde böyle bir durum görülmez.

Dilin Kökenine İnmek

Hockett bu kriterleri farklı canlı türlerinde farklı düzey ve şekillerde tespit etmiştir: 1 numara pek çok türde görülmektedir. 2 numara tavuklarda, 3 numara tüm sesli iletişim sistemlerinde, 4 numara gibonlarda, 8 numara vervet maymunlarında ve evcil tavuklarda, 9 numara sığırcıklarda, 10 numara arılarda, 12 ve 13 numara kuşlarda, 16 ise insan dışı primatlarda, köpeklerde ve kuşlarda tespit edilmiştir (Håkansson-Westander 2013: 189-190).

Ancak bu özelliklerin hepsine birden sahip olan tek iletişim sistemi insan dilidir. Bu kriterler yeni bulguların ışığında sorgulanabilmektedir. İnsan dili için bu özellikler belirli fikirler verse de evrimsel dilbilim açısından mutlak değillerdir.

Nedeni ise hayvan iletişiminin, insan iletişiminin bütün özelliklerini göstermemesidir. Hayvan iletişimi insan dilinin hangi özellikleri için evrimsel bir kanıt sunabilir?  İşte sorulması gereken soru bu olmalıdır.

 

 

KAYNAKÇA 

http://www.dilarastirmalari.com/

https://en.wikipedia.org/wiki/Origin_of_language

https://www.pnas.org/content/96/14/8028

AYRICA BKZ.

https://www.frontiersin.org/articles/10.3389/fpsyg.2014.00401/full

https://www.oxfordhandbooks.com/view/10.1093/oxfordhb/9780199541119.001.0001/oxfordhb-9780199541119-e-1

 

Yorum Yaz

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir