Takip Edin

Evrim

DARWİN’İN CANLILIK HAKKINDAKİ GÖRÜŞÜ

Yayınlanma tarihi

-

OKUMA ZAMANI: 11 dakika

Darwin’in canlılık hakkındaki görüşü.

En Güzel Sonsuz Formlar:

Bir kınkanatlı türü olan Onymacris unguicularis, Güneybatı Afrika’nın Nambi çölü kıyısında yer alan, sisin yaygın olduğu; ancak yağmurun hemen hemen hiç yağmadığı arazilerde yaşar. Yaşamak için gereksinim duyduğu suyu elde etmede bu böcek, insana oldukça tuhaf gelen “amuda kalkma” davranışına güvenmektedir. Kınkanatlı başını aşağıya doğru eğerek, kumullara doğru sisi sürükleyen rüzgarla yüz yüze gelir. Sisten gelen nem damlaları, kınkanatlının vücudu üzerinde toplanır ve böceğin ağzına su akar.

Baş aşağı duran kınkanatlı ve onun yakın akrabaları, canlılar hakkındaki üç anahtar gözlemi ortaya koyar:

  • Canlıların yaşamak için çevrelerindeki koşullara çarpıcı şekilde uyum sağlamış olduğunu.

  • Canlıların pek çok paylaşılan özelliği olduğunu

  • Canlıların çok zengin çeşitliliğe sahip olduğunu

Charles Darwin, bu geniş 3 gözlem için bir bilimsel açıklama geliştirdi. Darwin, Türlerin Kökeni adlı eserindeki hipotezini yayınladığında, evrimsel biyoloji çağı adı verilen bir bilimsel devrim başladı.

Darwin’in Devrimi, Geleneksel “Değişmeyen Türler” Görüşüne Meydan Okuyor:

Darwin’i Dünya ve oradaki yaşam hakkında egemen olan görüş ile mücadeleye ne yöneltti? Darwin’in devrimsel önerisi zaman içerisinde gelişti ve hem kendi gezisinden hem de başkalarının çalışmalarından etkilendi. Onun fikirleri derin tarihsel geçmişe dayanır.

Darwin’in canlılık hakkındaki görüşü

Doğanın Cetveli Ve Türlerin Ayrımı:

Darwin doğmadan uzun süre önce, bazı Yünan filozofları, canlıların zamanla kademeli olarak değişmiş olabileceğini ileri sürmüştür. Fakat büyük ölçüde erken Batı biliminin etkisi altında kalmış bir filozof olan Aristotale, türlerin değişmediği görüşündeydi. İsveçli bir hekim ve botanikçi olan bilim insanı Carolus Linnaeus, kendi deyimi ile “yüce Tanrının zaferi için”, canlılardaki çeşitliliği araştırmak üzere çalışmalar yaptı. Linnaeus, türleri isimlendirmek için halen günümüzde de kullanılan ve iki kısımdan oluşan ya da binomial olan sistemini geliştirdi. Linnaeus, örneğin benzer türleri aynı cins içerisinde, benzer cinsleri aynı familya içerisinde gruplandırdı.

Darwin’in canlılık hakkındaki görüşü

 

Lamarck’ın Evrim Hipotezi:

On sekizinci yüzyıl boyunca bazı doğa bilimciler (Darwin’in dedesi Erasmus Darwin dahil), çevre koşulları değiştiğinde canlıların evrim geçirdiğini ileri sürdüler. Fakat Darwinden önce sadece Lamarck canlıların nasıl değişim geçirdiğini açıklamaya yönelik bir mekanizma öne sürdü.

 Lamarck, kendisine ait olan evrim teorisini 1809’da Darwin’in doğduğu yıl öne sürdü. Lamarck, yaşayan türleri fosil formlarla karşılaştırarak, birçok soy hattının ortaya çıktığını ve bunların her birinin, daha yaşlılardan daha genç fosillere oradan da günümüz canlılarına giden kronolojik seri oluşturduğunu buldu. Lamarck, o zamanlar yaygın olarak kabul gören iki prensibi kullanarak bulgularını açıkladı. İlki, “kullanılma ve kullanılmama” fikriydi; buna göre aşırı kullanılan vücut kısımları daha büyük ve güçlü olurken kullanılmayan kısımlar körelmekteydi. “Kazanılmış karakterlerin” kalıtılmasıysa ikinci prensibidir.

Bir organizmanın hayatı boyunca kazanmış olduğu değişikliklerin, bu organizmanın yavrularına aktarabildiğini ifade etmektedir. Lamarck, evrimin olduğunu kabul etmekteydi; çünkü, canlıları daha kompleks olmaya iten doğuştan gelen bir dürtüye sahip olduğunu varsaymaktaydı. Darwin ise bu fikri reddetti; fakat, o da kısmen kazanılmış karakterlerin kalıtım yoluyla evrimsel sürece varyasyon sunulduğunu düşündü. Ancak bu gün genetik konusundaki bilgilerimiz bu mekanizmayı çürütmektedir. Bir bireyim yaşamı boyunca kullanmak suretiyle edindiği özelliklerin, Lamarck tarafından önerildiği şekilde, kalıtılmadığını deneyler göstermektedir.

Darwin’in canlılık hakkındaki görüşü

 

Darwin’in Dikkati Adaptasyon Üzerinde:

Darwin, gözlemlerini yaparken çok sayıda adaptasyon örneği dikkatini çekti. (Adaptasyon, canlıların belirli bir ortamda yaşama ve üreme şansını arttıran kalıtsal özelliklerdir). Daha sonra yaptığı gözlemleri tekrar bir bütün olarak incelediğinde çevre adaptasyonu ile yeni türlerin doğduğunu keşfetti. Yeni bir tür, farklı bir çevreye uyum nedeniyle gelişen adaptasyonların gittikçe birikmesiyle, atasal bir formdan ortaya çıkabilir miydi? Darwin’den sonra yapılan çalışmalarda biyologlar bu olayın Galapagos İspinozlarının çeşitlenmesinde gerçekleştiği sonucuna vardılar. Darwin, evrimi anlamak için adaptasyonların nasıl ortaya çıktığını açıklamanın gerekli olduğunu anladı. Onun “doğal seçme” merkezli adaptasyonlarını ve daha fazlasını ayrıntılı olarak inceleyeceğiz. Doğal seçme denilen süreçte, belirli kalıtsal özelliklere sahip olan bireyler bu özelliklerinden dolayı diğer bireylere göre daha yüksek oranda yaşama ve üreme eğiliminde olacaktır.

Darwin’in canlılık hakkındaki görüşü

 

Yapay Seçme, Doğal Seçme Ve Adaptasyon:

Darwin, evrimin gözlemlenebilir modellerini açıklamak için doğal seçme mekanizması önerdi. İlk olarak, evcilleştirilmiş bitki ve hayvanların ıslahında izlenen seçici yetiştirmenin bilinen örneklerini tartıştı. İnsanlar yapay seçme denilen olay ile istenilen özelliklere sahip bireyleri seçip aralarında çiftleştirme yapmak suretiyle birçok nesil sonra bu türleri değişikliğe uğratmayı başarabilmiştir. Darwin benzer sürecin doğada da işlediğini iddia etti. O, tartışmasını iki gözlem üzerine oturttu ve bundan iki sonuç çıkardı:

  • Gözlem 1: Bir popülasyonun üyeleri, genellikle, kalıtsal özellikleri bakımından değişiklik gösterir.

  • Gözlem 2: Tüm türler, çevrenin destekleyebilceğinden daha fazla sayıda yavru meydana getirebilir ve bu yavruların çoğu yaşamayı ve üremeyi başaramaz.

  • Çıkarsama 1: Verilen bir çevrede yaşama ve üreme olasılığını arttırıcı kalıtsal özelliklere sahip olan bireyler, diğer bireylere göre daha fazla miktarda yavru meydana getirme eğilimindedir.

  • Çıkarsama 2: Bireylerin hayatta kalma ve üreme yeteneklerinin birbirine eşit olmaması, popülasyonda elverişli özelliklerin kuşaklar boyunca birikmesine yol açacaktır.

Darwin’in canlılık hakkındaki görüşü

 

Darwin, canlıların “aşırı çoğalma” kapasitesi ve doğal seçme arasında bir bağlantı olduğunu gördü. Aynı zamanda Darwin, aşırı çoğalma kapasitesinin, tüm türlerin özelliği olduğunu anladı. Bırakılan çok sayıda yumurtanın, yeni doğmuş bireylerin, yayılan tohumların çok küçük bir bölümü gelişimlerini tamamlayarak kendi döllerini meydana getirebilmektedir. Geri kalanlar, diğer canlılar tarafından yenmekte, donmakta, açlıktan ölmekte, hastalığa yakalanmakta, çiftleşmemekte ya da çevrenin tuzluluk ve sıcaklık gibi fiziksel koşullarına alışamamaktadır.

Bir canlının kalıtılabilir özellikleri, sadece kendi performansını etkilemekle kalmayıp, yavrularının da çevresel zorluklarla nasıl iyi mücadele edeceklerini belirler. Darwin, eğer yapa seçme göreceli olarak kısa zaman süresi içerisinde çarpıcı değişiklikler meydana getirebiliyorsa, o zaman doğal seçme de, birkaç yüz kuşak geçtiğinde türlerde önemli modifikasyonlar (çevre değişimine bağlı, bir türün bireylerinde meydana gelen değişimler) yapabileceği sonucuna vardı. Hatta bazı kalıtılabilir özelliklerin avantajı diğerlerine göre önemsiz olsa bile avantajlı varyasyonlar popülasyonda gittikçe birikecek, daha az elverişli olan varyasyonlar ise azalacaktır. Zamanla, bu süreç, elverişli adaptasyonlara sahip bireylerin frekansını artıracak, organizma ve çevreleri arasındaki uyumu saflaştıracaktır.

Darwin’in canlılık hakkındaki görüşü

 

Doğal Seçme:

  • Doğal seçme, kalıtılan bazı özelliklere sahip bireylerin bu özelliklerden dolayı diğerlerine göre daha yüksek oranda ürediği ve yaşadığı bir süreçtir.

  • Doğal seçme, zaman içinde, organizma ve çevreleri arasındaki uyumu artırabilir.

  • Eğer çevre değişirse ya da eğer bireyler yeni bir çevreye gidecek olursa, doğal seçme bu yeni koşullara uyumla sonuçlanabilir; bazen de yeni türler ortaya çıkabilir.

Bir ince fakat önemli nokta, doğal seçmenin bireysel organizmalar ve onların çevreleri arasındaki etkileşimlerle olmasına karşın, “bireyler evrim geçirmez”. Ancak popülasyonlar, zaman içerisinde evrim geçirir.

 İkinci anahtar nokta, doğal seçme, bir popülasyondaki bireyler arasında farklılık gösteren sadece bu kalıtsal özellikleri çoğaltabilir ya da azaltabilir. Böylece, bir özellik kalıtılabilir özellik olsa bile eğer popülasyondaki tüm bireyler, bu özellik için genetik bakımdan özdeşse, doğal seçme yoluyla evrimleşme meydana gelemez.

Üçüncü olarak, çevre faktörlerinin yerden yere ve zamandan zamana değiştiğini hatırlayınız. Bir yerde ve belirli bir zamanda olumlu olan özellik, bir başka yerde veya zamanda faydasız olabilir. Hatta zararlı bile olma olasılığı vardır. Doğal seçilim her zaman çalışır, fakat hangi özelliklerin tercih edilerek korunacağı yaşayan ve çiftleşen türün içinde bulunduğu koşullara bağlıdır.

Darwin’in canlılık hakkındaki görüşü

 

Zaman İçerisinde Değişimin Olması Hakkındaki Fikirler:

Darwin, geçmişte yaşamış canlıların bıraktıkları izler vekalıntılar olan “fosiller” üzerine çalışan bilim insanlarınıun çalışmalarından son derece memmundu. Fosillerin çoğu, denizlerin, göllerin bataklıkların tabanına çöken kum ve çamurdan oluşmuş tortul kayaçlar içerisinde bulunur. Yeni tortu tabakalar daha eski olanların üzerini örter ve onları, “strata” denen kayacın katmanları şeklinde sıkıştırır.  Belirli bir katmanda oluşan fosiller, o tabakanın oluştuğu zamanda bazı canlıların dünyaya yayılış gösterdiğine kanıt sunar. Ve böylece evrimi anlama, idrak etme olasılığı  yükselir. Günümüzde bilimin ilerleyişi ile evrimi anlamak ve anlaşılır kılmak daha da kolaylaşmıştır.

 

Evrim Çok Güçlü Bilimsel Kanıtlarla Desteklenmektedir:

Darwin,  Türlerin Kökeni’nde, değişiklik taşıyan soy kavramını destekleyen ciddi kanıtları sıraladı. Onun da kolayca kabul ettiği gibi halen daha, anahtar kanıtlardan yoksun örnekler vardı. Örneğin Darwin, çiçekli bitkilerin köklerine “iğrenç gizem” olarak gönderme yaptı; ve daha önceki organizma gruplarının yeni grupları nasıl verdiğini gösteren fosillerin yokluğuna çok üzüldü. Darwin’den sonra günümüze kadar yapılan çalışmalar, Darwin’i destekleyen kanıtları bizlere sunmuştur. Yani Darwin, bazı ara formların (fosil kayıtları) eksik olduğunu bilmekteydi. Bu eksikliği Darwin, Türlerin Kökeni kitabında açıklamıştır.

Darwin’in canlılık hakkındaki görüşü

 

EVRİMİN DOĞRUDAN GÖZLEMİ:

 

İlaca Dirençli Bakterilerin Evrimi:

Devam etmekte olan ve insanları çarpıcı bir şekilde etkileyen bir doğal seçme örneği, ilaca dirençli patojenlerin (hastalık yapan organizma ve virüsler)  evrimidir. Bu patojenlerin dirençli suşları çok çabuk çoğaldığından bu durum, bakteri ve virüslerle ilgili önemli bir problemdir.

Bir bakteri olan “Staphylococcus aureus’da” ilaç direncinin evrimini düşünün. Yaklaşık üç kişiden biri bu türü, derileri üzerinde ya da burun boşluklarında hiçbir olumsuz etki göstermeksizin barındırmaktadır. Ancak, bu türün methicillin dirençli “S. aureus” (MRSA) olarak bilinen bazı suşları ciddi patojenlerdir. Geçtiğimiz yıllarda, “Klon USA300” gibi MRSA’nın tehlikeli formlarında alarm verici artışlar görülmüştür; bu suş, “et yeme” hastalığına ve potansiyel olarak öldürücü olan enfeksiyonlara neden olabilmektedir. Hikaye, penisilinin yaygın olarak kullanıldığı 1943’te başladı. O zamandan beri penisilin ve diğer antibiyotikler milyonlarca hayat kurtarmıştı.

Ancak, 1945’e kadar, hastanelerde görülen S. aureus suşlarının %20’den fazlası penisiline direnç kazanmıştı. Bu bakteriler, penisilini parçalayabilen penisilinaz enzimine sahipti. Araştırmacılar, penisilinazı yıkabilen antibiyotikler geliştirdi. Fakat bazı S. aureus popilasyonları, her yeni ilaca karşı birkaç yıl içerisinde direnç geliştirdi. 1959’da doktorlar, daha güçlü antibiyotik methicillini kullanmaya başladı.

Fakat S. aureus’un dirençli suşları ortaya çıkınca bu antibiyotik de etkisini yitirdi. Methicilli, bakterinin hücre duvarını oluşturmada kullandığı proteini devre dışı bırakma mekanizmasıyla çalışıyordu. S. aureus popülasyonlarının ilaç tarafından etkilenen üyelerinin ne kadar güçlü varyasyonlar sergilediği açıktır. Özellikle bazı bireyler, methicillinden etkilenmeyen farklı bir protein ile hücre duvarlarını sentezleyebilmektedir. Bu bireyler yaşamlarını sürdürüp, daha hızlı çoğalırlar. Zaman içerisinde bu dirençli bireyler, çoğalarak daha yaygın hale gelmekte ve MRSA’nın yayılmasına yol açmaktadır. Bu direncin nedeni büyük olasılıkla, bakterilerin kendi türünün üyeleriyle ve başka türün üyeleriyle gen alış-verişi yapabilmesidir.

S. aureus örneği, doğal seçme hakkında iki önemli noktayı vurgulamaktadır. Birincisi doğal seçme, yaratıcı bir mekanizma değil düzeltici bir süreçtir. Bir ilaç, dirençli patojenler yaratmaz; popülasyonlarda zaten mevcut olan dirençli bireyleri seçer. İkincisi, doğal seçme, zamana ve yere bağlılık gösterir. Doğal seçme, şimdiki yerel çevrede bulunan, genetik olarak çeşitlilik gösteren bir popülasyondaki avantaj sağlayan karakterleri koruyabilir. Bir durumda yarar sağlayan şey, bir başka durumda yararsız hatta zararlı olabilir.

Darwin’in canlılık hakkındaki görüşü

 

Homoloji:

Evrim için ikinci tip kanıtlar, farklı canlılar arasındaki benzerliklerden gelir. Evrim, değişiklik taşıyan soyların sürecidir: Atasal organizmada bulunan özellikler, atasal organizmanın soyları, farklı çevre koşullarıyla yüz yüze geldiğinde değiştirilmiştir (doğal seçme tarafından). Sonuç olarak, ilgili tür, henüz işlevi farklılaşmış olsa da temel benzerlikleri olan özelliklere sahip olabilir. Ortak atadan kaynaklanan benzerlikler, “homoloji” olarak bilinir.

 

Anatomik ve Moleküler Homolojiler:

Evrimin yeni bir biçim verme süreci olarak görünümü, bizim, yakın akraba türlerin benzer özellikleri paylaşması gerektiği şeklinde bir tahmin yapmamıza yol açar. Elbetteki, yakın akraba türleri, onların akrabalık ilişkilerini belirlemede kullanılan özellikleri paylaşırlar; fakat, onlar aynı zamanda diğer birçok özelliği de paylaşmaktadır. Bu paylaşılan özelliklerin bir kısmı, evrim bağlamı dışında çok az anlam ifade etmektedir. Örneğin, insanların, kedilerin, balinaların ve yarasaların yer aldığı tüm memelilerin ön üyeleri, ağırlık kaldırma, yüzme, uçma ve yürüme gibi çok değişik işlevler yapmalarına karşın, omuzlarından parmakların ucuna kadar aynı kemik dizilimi planına sahiptir.

  En ilginç homolojilerin bazıları, organizma için herhangi bir önemi olmayan, “kalıntı halindeki” bu gereksiz “körelmiş yapılardır.” Körelmiş yapılar, bir zamanlar atasal organizmalarda önemli işlevler görmüş olan yapıların kalıntılarıdır. Örneğin, bazı yılanların iskeletlerinde, yürüyen atalarının kalça kemeri ve bacak kemikleri körelmiş olarak varlığını korur.

Biyologlar, canlılar arasındaki benzerlikleri moleküler düzeyde incelerler. Tüm canlılar DNA ve RNA’dan oluşan aynı temel genetik dile sahiptir. Böylece, büyük olasılıkla, ortak atadan gelen tüm türler bu kodu kullandı. Fakat moleküler homolojiler, paylaşılan kodun ötesine uzanmaktadır. Örneğin, insanlar ve bakteriler gibi birbirine benzemeyen organizmalar, çok uzak atadan kalıtılarak gelen genleri paylaşmaktadır. Bu homolog genlerin bazıları, yeni işlevler kazanmışken protein sentezinde kullanılan ribozoml alt birimleri kodlayan genler gibi diğerleri orijinal işlevlerini korumuştur. Akraba türlerde homolog genler tamamıyla işlevsel olsa bile, organizmalar için işlevini yitirmiş genlere sahip olma durumu yaygındır. Körelmiş yapılardaki duruma benzer şekilde, öyle görünüyor ki, böyle işlevsel olmayan “yalancı genlerin”, mevcut olabilmesi, onların ortak atada bulunmasından dolayıdır.

DARWİN’İN CANLILIK HAKKINDAKİ GÖRÜŞÜ

 

Benzerliğin Farklı Nedeni: Konvergent Evrim

Yakından akraba olan canlılar, ortak ata nedeniyle özellikleri paylaşmasına karşın, uzaktan akraba canlılar, “konvergent evrim” denilen farklı bir nedenden dolayı birbirlerine benzerlik gösterebilir. Konvergent evrim, farklı soy hatlarında benzer özelliklerin birbirinden bağımsız olarak evrimidir. Çoğu Avustralya’da yaşayan keseli memelileri düşünün. Keseli memeliler, büyük çoğunluğu Avustralya’da yaşar ve diğer memeli grubundan- Eutheria (plasentalı memeliler)- farklıdırlar.

Plasentalı memelilerde, embriyonik gelişim rahim içerisinde tamamlanırken keseli memelilerde embriyonik gelişim bu kesenin içerisinde tamamlanır. Burada yaşayan bazı keseliler, yüzeysel benzer adaptasyonlarıyla plasentalı memelilere benzerlik gösterir. Örneğin Avustralya’da ormanlarda yaşayan bir keseli hayvan olan şeker planör, Kuzey Amerika’daki ormanlarda yaşayan plasentalı memeli hayvan olan uçan sincaplara yüzeysel olarak büyük benzerlik gösterir. Fakat  şeker planörü, kendisini keseli yapan birçok karaktere sahiptir ve hem kangurulara hem de Avustralya’nın diğer keselilerine, uçan sincaplar ve diğer plasentalı memelilerden çok daha yakın akrabadır. Türlerin, konvergent evrimden dolayı paylaştıkları özelliklere homolog değil “analog” denir.  Analog özellikler, ortak atanın değil, benzer işlevin paylaşıldığını anlatır.

 

Darwin'in Canlılık Hakkındaki Görüşü

Şekil I RESİM EKİ: FARKLI TÜRLERDE BENZER ORGAN YAPILARI.

 

Fosil Kayıtları:

Evrim için kanıtların üçüncü tipi, fosillerden gelir. Fosil kayıtları, geçmişteki canlıların günümüzden farklı olduğunu ve birçok türün ortadan kalkmış olduğunu göstermek suretiyle evrime belge niteliği taşır. Fosiller, aynı zamanda çeşitli canlılarda gelişmiş olan evrimsel değişiklikleri de bizlere gösterir. Yüzlerce örnekten birisini verecek olursak, araştırmacılar fosil dikence balığındaki pelvik kemiğin büyüklüğünün bir takım farklı göllerde zamanla büyük ölçüde indirgendiğini saptadılar. Bu değişikliğin tutarlı doğası, pelvik kemiğin büyüklüğündeki indirgenmenin doğal seçme tarafından yönetilmiş olabileceğini akla getirir. Fosiller, canlıların yeni gruplarının kökenlerini aydınlatabilir.

 Buna bir örnek, balinaları, yunusları ve fokları içeren memeli takımı olan Cetacea üyeleri, geyikleri, domuzları, develeri ve sığırları içeren bir grup olan çift-toynaklılara yakından akrabaydı. Fosiller, Cetacea’nın kökeni hakkında başka ne anlatabilir? İlk Cetacea mensupları 50-60 milyon yıl önce yaşamıştır. Fosil kayıtları, bu tarihten önce de birçok memelinin karasal ortamda yaşadığına dair bilgileri bizlere sunmaktadır. Bilim insanları, balinalar ve diğer Cetacea üyelerinin karasal memelilerden köken aldığını uzun süre anlamış olmalarına karşın, Cetacea mensuplarındaki üyelerin zaman içerisinde nasıl değişerek nihayetinde, arka üyelerin kaybına , balina yüzgeçlerinin ve  kuyruğunun gelişimine yol açtığını gösteren birkaç fosil bulunmuştur.

DARWİN’İN CANLILIK HAKKINDAKİ GÖRÜŞÜ

 

Darwin

Şekil II RESİM EKİ: AYAK BİLEĞİ KEMİKLERİ: BULMACANIN BİR PARÇASI.

 

Son fosil bulguları, yeni türlerin oluşumunu ve memelilerin büyük bir grubu olan Cetacea üyelerinin kökeni belgelemektedir. Bu bulgular, aynı zamanda, Cetacea ve onların yaşayan yakın akrabalarının (su aygırları, domuzlar, geyikler ve diğer çift-toynaklılar) aralarında, Diacodexis gibi ilkin çift-toynaklılar ve Pakicetus’dakine göre çok daha büyük farklılıkların olduğunu göstermektedir. Benzer modeller, memelileri, çiçekli bitkileri ve dört üyeleri kapsayan, canlıların diğer yeni ana gruplarının kökenlerini belgeleyen fosiller de görülmektedir. Bu durumların her birinde fosil kayıtlar, modifikasyonlu soyların zaman içerisinde akraba canlı grupları ile aralarında gittikçe artan büyük farklılıklar meydana geldiğini, sonuç olarak da bugün gözlemlediğimiz canlı çeşitliliğinin ortaya çıktığını göstermektedir.

 

Canlılık

Şekil III RESİM EKİ: PAKİCETUS GÖRSELİ.

 

Charles Darwin

 

Şekil IV RESİM EKİ: DİACODEXİS GÖRSELİ.

 

Biyocoğrafya:

Evrim için kanıtların dördüncü tipi, türlerin coğrafik dağılımı olan “biyocoğrafyadan” gelir. Canlıların coğrafik dağılımı, “kıtaların kayması”, yani zaman içerisinde Dünya’daki kıtaların yavaş hareketlerini de içeren birçok faktörden etkilenir. Yaklaşık 250 milyon yıl önce, bu hareketler, Dünya’nın kara kütlelerinin tümünü “Pangea” denilen tek bir büyük kıta şeklinde birleştirmiştir. Kabaca 200 milyon yıl önce Pangea parçalanmaya başladı; bugünkü kıtalar, 20 milyon yıl önce, şimdiki bulundukları yerlerden birkaç yüz kilometre daha uzakta konumlanmıştı.

Farklı canlı gruplarının fosillerinin nerelerde bulunabileceğini tahmin etmede evrim konusundaki bilgilerimizi ve kıtaların kaymasını kullanabiliriz. Örneğin, bilim insanları, anatomik verilere dayanarak atlar için evrimsel ağaçlar oluşturmuşlardır. Bu ağaçlar ve at fosillerinin yaşları, günümüzdeki at türünün 5 milyon yıl önce Kuzey Amerika’da ortaya çıktığına işaret etmektedir. O zamanda, Kuzey ve Güney Amerika, günümüzdeki konumuna çok yakındı; fakat henüz aralarında bağlantının olmaması atların bu iki kıta arasında gidip-gelmesini zorlaştırdı. Böylece, biz en eski at fosillerinin onların ortaya çıkmış olduğu kıta olan sadece Kuzey Amerika’da bulunması gerektiğini tahmin ederiz. Bu tahmin ve farklı canlı grupları için yapılan benzer tahminlerin, evrim için daha fazla kanıt sağladığı onaylanmıştır.

DARWİN’İN CANLILIK HAKKINDAKİ GÖRÜŞÜ

 

Darwin’in Canlılar Hakkındaki Görüşüyle İlgili Teori Nedir?

Bazı insanlar, Darwin’in fikirlerinin bir teori olduğunu kabul etmezler. Ancak, görmüş olduğumuz gibi, “evrim modeli” -canlıların zaman içerisinde evrim geçirdiğine ilişkin gözlemler- doğrudan belgelenmiş ve pek çok kanıtla desteklenmiştir. Buna ek olarak, Darwin’in evrimleşme süreci ile ilgili açıklaması –gözlenen evrimsel değişimin temel nedeninin “doğal seçme” olduğu- büyük miktardaki veriyi anlamlı kılar. Doğada doğal seçmenin etkileri, gözlemlenebilir ve test edilebilir.

 O zaman, evrim hakkındaki teori nedir? Bilimsel anlamda teori tanımının anlamı, günlük kullanılan anlamdan çok farklı olduğunu unutmayınız. “Teori” kelimesinin konuşma dilindeki kullanışı, bilim insanlarının hipotezden kastettiklerine yaklaşır. Bilimde teori, hipoteze göre daha kapsamlıdır. Doğal seçme yoluyla evrimleşme teorisi gibi teori, çok miktarda gözlemden sorumludur, onlara açıklama getirir ve büyük çeşitlilik gösteren olguları bir araya getirerek bütünleştirir. Böyle bütünleştirici bir teorinin öngörüleri, ilave yapılan gözlemlerle ve sürekli gerçekleştirilen deneysel testlerle ayakta kalamadığı sürece yaygın olarak kabul edilmez.

Bilim insanlarının şüpheciliği onların, sürekli olarak teorileri test etmesini sağlamakta ve bu durum fikirlerin dogma haline gelmesini önlemektedir. Örneğin, Darwin, evrimi çok yavaş ilerleyen bir süreç olarak düşünmüş olmasına karşın, biz bunun her zaman doğru olamayacağını şu anda biliyoruz. Yeni türler, nispeten kısa zaman periyodunda (birkaç bin yıl ya da daha az) meydana gelebilir. Ayrıca, bu makale boyunca incelediğimiz gibi, evrimle uğraşan biyologlar, şimdi, doğal seçmenin evrimden sorumlu tek mekanizma olmadığının farkına varmıştır. Aslında günümüzde evrim üzerine çalışmak her zamankinden daha heyecan vericidir. Çünkü bilim insanları, doğal seçmeye ve diğer evrimsel mekanizmalara dayanan öngörüleri test etmek için, daha fazla yol bulurlar.

Darwin’in teorisi, canlı çeşitliliğini doğal süreçlere bağlamasına karşın, evrimin çok çeşitlilik gösteren ürünleri, yine de mükemmel ilham vericidir. Darwin, Türlerin Kökeninin son cümlesinde yazdığı gibi “canlılığın bu görünümünde ihtişam vardır…”

 

KAYNAKÇA

https://www.theatlantic.com/science/archive/2016/09/stunning-videos-of-evolution-in-action/499136/

https://tr.wikipedia.org/wiki/Su%C5%9F

https://web.archive.org/web/20191229122524/http://www.bio.miami.edu:80/dana/160/160S13_5.html

https://en.wikipedia.org/wiki/Diacodexis

https://en.wikipedia.org/wiki/Pakicetus

CAMPBELL BİOLOGY

Yorum Yaz

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir