Takip Edin

Biyoloji

BESİN DESTEKLERİ GEREKLİ Mİ?

Yayınlanma tarihi

-

OKUMA ZAMANI: 8 dakika

Besin destekleri gerekli mi? Kısaca tam şehirlerimiz ve tarımda geri kalmış köylerimiz ya da kasabalarımız gibi. Şöyle bir baktığımızda, genelde ne yeniyor: Sabah kahvaltıda işe yetişme telaşı ile ayaküstü poğaça-simit. Öğlen yemekte ucuza getirilmiş eser miktarda besleyici bulunan fabrikasyon yemekler, akşam trafikten çıkıp eve dönerken yol üstünden alınan yiyecekler. Bunlar hep enerjisi çok ama besleyiciliği yok türü besinler ve çözüm olarak ne gösteriliyor dersiniz? Hemen söyleyelim: Gıda takviyeleri. Reklamlarını hatırlayalım: Hepsinde günümüz insanının iyi beslenemediği ve bunun çözümü için mutlaka besin eklerine gerek olduğu teması işleniyor. Peki bu söylem doğru mu dersiniz? Aslında kısmen evet.

Yaşanan gıda problemine çözüm olarak ortaya çıkan harika takviyeler hepimizi Super Mario’ya çevirmeyi vaat ediyor.İçince daha akıllı olacağımız, soğuk algınlığına yakalanmayacağımız, cinsel gücümüzün artacağı, daha çabuk öğreneceğimiz, vücudumuzdaki tüm zehirlerin atılacağı gibi aklımızı çelen önerilerle ortaya çıkan bu maddeler, önce eczanelerdeki ufak bölümde vitaminler ve besin ekleri satışı ile kendini göstermeye başladı. Ama bu sadece başlangıçtı, devamında önce eczaneleri sonra süpermarketleri ele geçirmeye başladılar. Gerçekten de bu harika vaatlere karşı koymak imkansız gibi bir şeydi.

 Bir yandan da televizyonlar ve basılı yayınlar bu harika tabletlerin pazarlanmasında yardımcı oluyordu. ABD’de herkesin bildiği bir şov programında her gün birçok besin eki ve vitamininin detaylıca anlatılmasıyla başlayan bu furya, kısa zamanda dünyayı sardı. Peki neden? Nasıl bu kadar hızlı büyüyor? Kolayca, çünkü durduracak hiçbir kontrol mekanizması yok. Etkisi var mı, yok mu? Yan etkileri yeterince araştırılmış mı? Peki ya diğer ilaçlarla etkileşimi? Hatta içinde söylenen etken maddeler var mı? Sözün kısası neredeyse hiçbir kontrol yok. Kontrol olmadan sadece TV’deki ekran yüzleri, internet reklamları, dergiler aracılığıyla herkesin ihtiyacı olan sağlık, güzellik, güç ve gençliği vaat ediyorlar. Böyle bir endüstri tabii ki hızla büyür. Pazarlama yöntemi ise neredeyse standart. En sık rastlanan şikayetleri topla. Bu şikayetleri satacağın ürün hangisi ise onun eksikliğinden kaynaklandığını iddia et.

Birkaç eski ünlü bu üründen çok memnun kaldıklarını yazsınlar. Yetmez, sosyal medyada bu ürünün harika etkileri ile bambaşka bir hayata başladığını iddia eden sosyal medya etkileşimcileri ile anlaş. Oldu bitti işte! Artık zayıflatma çayı adı altında ödemsöken ilaçlar, cinsel gücü arttıran padişah macunlarında karışım ile sildenafil sitrat hatta “beyin gücünüzü artırın” söylemi altında metamfetamin eklenmiş besin takviyesi dahi satılabiliyor. Bu başıboş durum sadece ülkemizde değil bütün dünyada var.

Vitaminler ve Besin Eklerinin Farkı:

Burada vitaminler ve besin eklerilerini ayırmak gerekiyor. Vitaminler belli standartlarda üretilen ve ilaç kategorisinde değerlendirilen ürünler. Bu nedenle etkileri, yan etkileri gibi az önce belirttiğimiz konular, sıkı denetim altında. Ancak Besin ekleriler bambaşka bir kategoride.

Önce besin ekleri nedir onun tanımını yapalım: “Bir besin takviyesi, diyete ilave besin değeri eklemek için amaçlanan bir ‘besin bileşeni’ içeren, sindirilmesi amaçlanan bir üründür. Bir ‘besin bileşeni’, aşağıdaki maddelerden biri ya da onlardan biri ya da birkaçı ile herhangi bir kombinasyonu olabilir.” Vitamin, mineral, amino asit; günlük alımı artırmak amacı ile besin içinde bulunan maddelerden birisi olabilir. FDA, bu ürünleri başka grup ürünler olarak tanımlamakta. Bu grubun içinde bulunan vitaminler bilinen şirketler tarafından ilaç standatlarında üretilirken “Bitkisel takviyeler” bu üretim standardının dışında kaldığından denetlenmesi kolay değildir “Bitkisel Olmaları İlaçları Aklamaz!” Bitkisel ilaçlar satıcıları tarafından söylendiği gibi “kimyasal olmayıp doğal” değildir. Bir ilacın bitkisel kaynaklı olması zararsız olduğuna ilişkin kanıt olamaz.

Örnek olarak: Aspirinin etken maddesi salicin, söğüt ağacının kabuğundan, atropin it üzümünden, kalp ilacı digoxin ise yüksük otundan elde edilir. Birçok kanser ilacının da ilk olarak bitkilerden elde edilmiş olduğunu unutmamak gerekiyor. İlaç sektöründe bu bitkilerdeki etken madde sentetik olarak elde edilir veya kesin kurallara bağlı olarak saflaştırılırken kimyasal değil bitkisel olarak tanıtımı yapılan bitkisel takviyelerdeki etken madde saflaştırılırken kullanılan yöntemler nedeni ile elde edilen ürün ham ilaç olarak adlandırılır. Bu maddenin saflığı denetlenmediği gibi etkiyan etki ve çapraz etkileri konusunda da bir çalışma, içinde bulunduğu ürün grubu bitkisel olarak adlandırıldığı için yapılmaz.

Ülkemizde de tüm dünyada olduğu gibi bu ürünler ilaç kategorisine sokulmadığından satış izinleri sağlık bakanlığı tarafından değil Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından verildiğinden; etki, yan etki, saflık düzeyi gibi ilaçlarda önemle üzerinde durulan kıstaslar denetlenmez. Dünyada da benzer sorunlar var. Çok bilinen bazı markaların dahi ürünlerinde içlerinde iddia ettikleri madde bulunmazken bazısında toksik maddeler tespit ediliyor.

Kansere Sebep Olabilen Bitkisel İlaçlar:

Bir madde siz rafta adına ne derseniz deyin, ister kimyasal ister bitkisel tablet; jel formuna getirildiğinde aynı sistematik içinde emilir. Önce çözünmesi gerekir çünkü katı parçacıklar emilmez: Bu nedenle birçok bitkisel kökenli ilaç jel formunda hazırlanmaktadır. Bu durum bitki ile alınmasından sonraki tüm emilimini ve metabolizmasını değiştirir. Midede karşı karşıya kaldığı asitten, diğer besinlere kadar bitki içinde bulunduğu formdan çok daha farklı bir emilim sürecinde emilir ve etki eder. Kısaca bitkisel kaynaklı ilaçların etkisi sadece ismini kullandıkları bitkiler gibi masum değildir. Kaldı ki, bitkiler de her zaman masum değildir. Hatta yüzlerce yıldan bu yana kullanılan bazı bitkilerin ölümcül derecede zararlı oldukları ancak modern araştırma yöntemleri ile incelendikten sonra anlaşılmıştır.

Besin destekleri gerekli mi?

1990’larda Belçika’da Çin tıbbına meraklı bir kadının aniden böbrek yetersizliğine girmesi önce Çin bitkisi nefropatisi olarak adlandırıldı. Bu nefropati, endemik balkan nefropatisi olarak bilinen hastalık ile benzer belirtiler gösteriyordu ve nedeninin aristolochic asit olduğu kısa sürede anlaşıldı. Bu maddenin aynı zamanda Çin ve Tayvan’da üriner sistem kanserlerine yol açtığı da ortaya çıktı. Bu duruma yol açan aristolochia isimli bir bitkiydi. Bu bitki; kasılmaları önleyici, cinsel isteği artırıcı, bağışıklık sistemini güçlendirici, regl düzenleyici ve ilave olarak, yılan ısırıklarında, safra kesesi ağrılarında, egzamada gut hastalığında uzun zamandır yaygın olarak kullanılıyordu. Bu sayılan faydaları ne kadar gösterdiği bilinmiyorsa da böbrek yetersizliğine ve üriner sistem kanserlerine yol açtığı kanıtlandı. Sonuç olarak tedavi amacı ile vücudumuza aldığımız her maddenin ilaçlarla aynı standartlarda incelenmesi gerektiğini bu olay net bir şekilde ortaya koydu.

Ne yazıkki beslenemiyoruz! Neredeyse bütün besin ekleri yeterli düzeyde mikro besleyici alamadığımız için kullanmamız önerisi ile satılıyor. Yeterince mikro besleyici alabiliyor muyuz? Hayır. Bol kalorili ama düşük besin değerli bir beslenme rejimi ile besleniyoruz. Bir yandan şişmanlarken bir yandan da besin yoğunluğu zayıf yiyecekler tüketiyoruz. Sağlıklı besine ulaşmanın güçlüğü bir yana yediklerimizin içinde bulunan besleyicilerin biyoyararlılığı da ayrı bir sorun. Kalsiyum bu açıdan iyi bir örnek. Birçok bitkide kalsiyum miligram olarak yüksek miktarda bulunmasına karşın birlikte bulunduğu okzalat ve fitatlar yüzünden emilimi azalır. Somutlaştırmak gerekirse 1 bardak sütten, yoğurttan alacağımız kalsiyum için 16 porsiyon ıspanak yememiz gerekir. Kronik rahatsızlıklar emilimi azalttıkları için de gereken besinleri tam alamıyoruz.

Besin destekleri gerekli mi?

Örneğin gastrit, kronik bağırsak hastalıkları ve mikrobiyota değişiklikleri, emilimi etkileyerek gereken besleyicileri almamıza engel olurlar. Çözüm besin ekleri mi peki? Hayır tabii. Öyleyse çözüm ne? Doğal beslenmek. Çünkü besleyicileri doğal yoldan almak emilimlerinin daha düzenli olmasını sağladığı gibi birçok besleyici, ilaç formundayken aynı kimyasal yapıda değildir. Bu açıdan besin ekleri, portakal ile portakal suyu örneğine benzerler. Portakal suyunu yıllar boyunca içtik çünkü sağlıklı olduğu söylendi ama sonradan sağlıklı olmadığı hatta içerdiği şeker nedeni ile obeziteye ve metabolik sendroma yol açtığı anlaşıldı.

Besin eklerini de buna benzetebiliriz. Etken maddesi saflaştırılmış bir besin takviyesinin etikette yazan bitkinin sağlayacağı varsayılan faydayı sağlaması beklenemez. Brokoli ekstresini düşünün, içinde bulunan etken maddeyi almak için kilolarca brokoli yememiz gerekiyor. Bu kadar yoğun şekilde almak yararlı mı? Hayır. Benzer durum vitaminler için de geçerli. Bir dönem çok kullanılan E vitaminini düşünelim. Bir kapsül E vitamini almak için yarım kg badem yemek gerekiyor. Bu şekilde yüksek miktarda kullanılan vitaminlerin ise fayda yerine zarar getirdiği biliniyor. D vitamini için de aynı durum söz konusu. Önerilen, aslında gerekenin çok üzerinde. Neredeyse kontrolsüz D vitamini tüketilmesi öneriliyor.

Besin destekleri gerekli mi?

C vitamini çılgınlığı nasıl başladı? Denetimsiz bırakılan bu alanda 30 milyar dolarlık gittikçe büyüyen bir pazar mevcut ve bu denetimsizlik, üretimden başlayarak sakıncalara yol açıyor. Bu sakıncalar ambalajda yazan maddelerin üründe bulunmamasından, yapım sırasında tablet presinin iyi temizlenmemesi sonucu ürüne karışan anabolik hormonlara kadar giden denetim sakıncalarına neden oluyor. Üretim hataları veya içerik ile etiket uyumsuzluğu dışında bazı besin ekleri konu hakkında eğitimi olmayan kişiler tarafından yeni kombinasyonlar şeklinde pazarlanıyor ama bu kombinasyonların uyum içinde olup olmadıkları, erken veya geç dönemde denetlenmedikleri için bilinmiyor. Bu konuda ilginç bir örnek yüksek doz C vitamininin soğuk algınlığına, hatta kansere iyi geldiği konusundaki yaygın inanış. Bu inanışın ortaya çıkışı, tarihte tek başına iki Nobel kazanan kimyacı Linus Pauling’e dayanıyor. Linus Pauling 1954’te kimya, 1962’de barış Nobel’i kazandı. Bu parlak bilim insanının sağlığa olan etkisi ise ne yazık ki yıllarca süren bir yanlış inanış oldu.

Pauling’in 1970’te yayınladığı “C vitamini ve soğuk algınlığı” isimli kitabı; yazarının güven verici ismi nedeni ile, tüm dünyada kabul gören, yüksek doz C vitamininin soğuk algınlığını önleyeceği iddiasının temelini oluşturdu. 1976’da ikinci kitap yayınlandı: “C vitamini soğuk algınlığı ve grip”. Bu kitapta C vitamini dozu daha da yükseltilmiş ve bu yüksek doz vitaminin gribe karşı da koruyacağı iddia edilmişti. Linus Pauling’in C vitamini serisinin son kitabı da aynı çizgiyi sürdürdü. Pauling, daha da yüksek doz, günde 10.000 U C vitamininin kanseri de önleyeceğini iddia etti. C vitamini çılgınlığı da böyle başladı. Kitapta önerilen C vitaminini doğal yoldan almak imkansız olduğundan C vitamini satışları arttı. Vitaminleri yüksek doz alarak sağlıklı olmak ve böylece hastalıklardan korunma fikri de bu şekilde başladı.

Besin destekleri gerekli mi?

Fakat ‘küçük’ bir sorun var! Ne yazık ki C vitamininin bu iddialarda dile getirilen etkileri yoktu. Dolayısıyla Linus Pauling, günümüzde kazandığı iki Nobel ödülü ile değil, daha ziyade C vitamini konusundaki yanlış bilgilendirmesi ile hatırlanıyor. İşin ilginç tarafı 2020’de bile hala yüksek doz C vitamini yanına farklı besin ekleri ilave edilerek yapılan kombinasyonlarla sağlıklı olma içgüdüsü sömürülmeye devam ediyor. Bu durumun engellenmesi ise zor. Çünkü bu sektörde çalışan kişiler kendilerini ilaç sektörünün karşısında ve halkın yanında konumlayarak her tür denetimi büyük ilaç endüstrisinin bir oyunu olarak değerlendiriyorlar.

Toplumda yıllardır sürdürülen kanıtsız iddialara karşı bir güven oluşmuş durumda ve bu ürünlerin kullanımı %70 lere kadar ulaşıyor. Tanıtım için çok büyük bir bütçeleri var ve iddiaları sınırsızca herhangi bir bilimsel kaygı olmadan ana akım medyada yapılıyor. Birçok ekran kişiliği bu ürünlerin kanıtsız faydalarından söz ediyor. Bu durumda denetim getirilmesi ciddi bir toplumsal tepkiye yol açacağından hiçbir politikacı bu konuda harekete geçmeyi göze alamıyordu. Ancak 2012’de Guelph Üniversitesinde botanik bilimci Steven Newmaster, satılan ürünlerin içindeki bitkileri, DNA’ları ile tanımlayan bir araştırma yayınladı.

Araştırma sonucu bir skandalı ortaya koydu.ABD ve Kanada’da satılan bitkisel ürünlerin %60’ında etikette yazılı olmayan maddelerin bulunduğu ve %30’unun tamamen sahte olduğu ortaya çıktı. Pirinç nişastası, kuşkonmaz gibi bitkilerden yapılan ürünler bambaşka isimler altında ve korkunç fiyatlar ile satılıyordu. Bu durumu New York Times’da okuyan New York eyaleti savcısı Eric Schneidermann, New York’da satılan bitkisel takviyelerden örnekler aldı ve örneklerin sadece %21’inde ürün ambalajı ile içindeki maddenin DNA testleri ile tanımlanarak uyuştuğunu gördü. Savcı Schneidermann’ın bulgusu daha da yaygın bir sahtekarlığı ortaya koydu. Ne yazık ki bütün bu somut verilere karşın hala anlamlı bir çözüm yukarıda saydığımız nedenler yüzünden hayata geçemedi.

Besin destekleri gerekli mi?

Hangi Besin Takviyesini Kullanılmalı, Hangisi Yararlı?

Bu sorunun yanıtını vermek gittikçe güçleşiyor. Öncelikle bir standart oluşturmak gerekiyor. Birkaç örnek verelim.

COQ10: Günümüzde eklem ağrılarında kullanılıyor. Utah Üniversitesinden Daniel Clegg, 1600 kişi üzerinde yaptığı çalışmada; Chondroitin sülfat tek başına, Glukozamine tek başına, her ikisi birlikte, plasebo ve celebrex, (ağrı kesici) testlerinden oluşan bir karşılaştırma yaptı. Etkili olan sadece ağrı kesici oldu.

OMEGA 3: Vücudumuz Omega 3 ve Omega 6’ya farklı şekilde tepki gösteriyor. İki yağ asidinin adının farklı olması, bu yağ asidi zincirindeki Omega bağının yerinin farklı olmasından kaynaklanıyor. Omega 3 yararlı, Omega 6 ise zararlı.

Aralarındaki oran eşit düzeyde olduğunda sorun yok. Ancak hazır besinler ile beslenmede Omega 6 yükseliyor. Bu da kalp damar hastalıklarına da yol açan inflamasyona yol açıyor. Peki Omega 3 yararlı mı? Bu konuda Omega 3’ün nasıl elde edildiği konusu önem taşıyor. Bazısı alglerden elde edilirken bazısı balık fabrikalarında yan ürün olarak kapsül haline getiriliyor. Ayırmanın basit bir yolu var çok balık kokuyorsa uzak durmanız öneriliyor. Faydasına gelince. İddia edildiği kadar olmasa da yağlı balıkla alındığında yararlı, örnek hamsi veya sardalya yerken kılçıklarını da yerseniz hem Omega 3 hem de ideal kalsiyum alınabiliyor. Omega 3 sadece balıktan değil örneğin cevizden ve yeşil yapraklı sebzeler gibi balık dışı ürünlerden de alınabildiğinden yüksek dozda almaya gerek yok. Kalp hastalıklarını önlüyor mu? Hayır! Böyle bir etkisi gösterilmemiş.

FOLIK ASİT: Özellikle hamilelik dönemindeki annelerde yararlı. Bu nedenle güçlendirilmiş besinlere ilk eklenen vitamin oldu. Sonradan D vitamini de eklendi. Ancak bu vitaminin Homocystein düzeyini düşürmesi ile kalp damar hastalıklarını engellemesi arasında bir ilişki yok. Homocystein düzeyini düşürüyor ama LDL kolesterolü düşürmüyor.

KALSIYUM: Tablet olarak alınması aşırı kalsiyum yüküne neden olacağından zararlı. Özellikle yağlı balıkları kılçığı ile yemek yeterli.

PROTEİN TOZLARI: Popular Science Türkiye Mayıs sayısında detaylıca bu konuyu anlatmıştık. Ancak yeri gelmişken protein tozlarının kas oluşturmakta bir etkisi olmadığını tekrar belirtelim. Çoğunun içinde testosteron bulunduğundan testis kanseri ve testosteron reseptörlerinin sayısının azalması ve empotans gibi yan etkileri olabilir.

SONUÇ OLARAK… Çözüm besin ekleri almak değil. Doğal besinlerin ucuzlatılarak sağlıklı şekilde tüketimi yaygınlaşırsa bunca ek ya da katkıya gerek kalmaz. Besin ekleri endüstrisi, kontrolsüz ve sahte ürünlerin çokça bulunduğu bir alan. Bu nedenle “eksik besleniyorsunuz, şu ürünleri alın” diyenlere mutlaka çift kontrollü araştırmalarını sormanız yerinde olur. Yan etkisi denetlenmeyen besin eklerine yan etkisiz denmesi tüketiciye zarar verir. Aslına bakarsanız bu konu devlet kontrolünde olmalıdır. İthalat izinleri de tarım bakanlığı tarafından değil sağlık bakanlığı tarafından verilmeli piyasaya çıkış süreçleri, ilaçlar gibi denetlenmelidir.

 

           KAYNAKÇA

Dr. Alp Sirman  https://www.gidahatti.com/gida-takviyeleri-ve-vitaminler-kimlere-ve-ne-kadar-gerekli-163961/

https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC6366563/

https://www.safefood.net/healthy-eating/supplements

https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/11145214/

Yorum Yaz

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir